Bülent Parlak, Aleyhime Şahitlik

Her karşılaştığımda, beni hırkasını kemiren deliye çeviren, yanarak yere düşmüş uçakların içinde “en arka koltukta oturuyorum” diye teselli veren, hiç karekökü alınmamış bir asal sayının umursamazlığına dâhil eden, lacivert takım elbise giyince devlet olan adamların ceketlerinden nefret ettiren şaşkınlığım… O kadar vakti olmasına rağmen bana bir kez bile “nasılsın?” demeyen Ali! Nevruz kutlamalarında ateşin üstünden atlayan takım elbiseli garnizon komutanlarını, valileri ve kaymakamları izleyince umarım aklına ben gelirim.

Newroz dersen Kürt olursun.

Tehlike karşısında rengimi değiştirmeyi unutuyorum. Senin tavsiye ettiğin bir bukalemunun dalgın olmasından başka ne beklenir ki Özer? Şimdi bir Anzak saklandığı yerden çıkıp “sekiz düşman askeri öldürdüm.” derse ancak ben, sonra da sen inanırmış gibi gözükürsün. Vitrinlerde gölgesi gezinen yoksul kızların yarım yamalak gülüşlerini ben ölürsem gidip sen düzelt olur mu?  Bebeğini frengiden kaybedince sütünü görüp görüp ağlayan annelere cenneti de artık sen müjdele. Peygamberler kızmaz buna. Can sıkıntıma iyi bak lütfen.

Uçak kaçırmak güzeldir ama treni kaçırmak çok romantiktir.

“Operayı sevdiğini söyleyecek bir sevgili” bulamadığından yakınıp durdun ne zaman bir araya gelsek. Seninle öyle çok fazla oturup ahkâm kesmişliğimiz de yok oysa. İyi adam olmak;  halk ekmek büfelerinde ekmeğin yanında su ve selpak mendil satarak evinin nafakasını sağlamaya çalışanlara saygı duymaktır Rıdvan.  Zenginlerin ve karakoldaki amirlerinin pis esprilerine güldüğün kadar onların esprilerine de gül ve dudak bükme ne olur. İşte o zaman benim gözüm arkada kalmayacak. Eve her gün geç gidişim senin olsun. Sen ölünce oğluna emanet et onu.

Allah’ım benim mi bu çizgili pijama?

Evden çıkarken bir öğünlük yemek yapmaya yetmeyecek kadar bıraktığı parayı eve döndüğü vakit masanın üstünde bulduğunda gizlice sevinen adamlar tanıdım Tarık. Oysa klarnet kurslarına verdiği aidatları biriktirselerdi belki onlar da Pizza Hut’tan sipariş verme mutluluğuna erişebilirdi. İşte ben, o adamlar kadar işini bilmezin tekiyim. “Aleyhime şahitlik” yap diye sana ısrar ettiğim günler aklıma geldikçe ve sen bir düşman gibi davranıp her seferinde bu teklifimi reddettikçe aklıma gazetelerin seri ilan sayfalarına dönüşen iflas etmiş işsiz adamlar geliyor. İşsizliğim senin olsun.

Üç cumaya gitmezse kâfir bile olamaz Yahudi

Bir kez bile güzel olamadığı için ağlayan erkeklere ne demeli bilmiyorum. Annem “sen babana çekmişsin” derdi ağabeylerimi överken. “Güzel değilim” diye ağlayan ortanca ağabeyim de nasibini alırdı bu kasılmalardan. İşte o övülenlerden birini bugün defalarca aradım. Ben onu arayınca telefonuma cevap vermedi; meşgule bile atmadı hatta. Trafikte giderken arıyorum diye küsmüş olabilir Beyazıt. Yani hangi durumda aradığımı bilmese de ona bir bahane lazım.Beni tamir eden şey herkesten uzakta yaşamaktı. Onları tamir eden ise biriktirdikleri kuponlarla aldıkları çeyizler ve başkalarını nezaketsiz sözleriyle karşılık verirken o sinsi gülüşleriydi. Gurbet senin olsun.

Kadın, en çok suça benzer.

Bir halkın şemsiyelerini ıslansınlar diye toplatmak isteyen aklım… Aklıma gelmişken seni öldürmek isteyen merhametim… Ne söylesem aramızdaki kırgınlığa fayda etmeyecek açıklamalarım. Her daim üstüme kalan bir çırağın acemiliği… Durup durup gülsem kimsenin fark etmeyeceğini zannettiğim bezginliğim… Ve bir kilimin titizlikten çektiği eziyet! Bunlar da geri kalanlarınızın olsun… Şimdi bakın; çocukken üşengeçlikten çiçek bile çıkaramayan insanlar tanıdım bu hayatta. Yoo, o bıçağı atletinizin içine koyun. Kendinize bir ölüm hediye etmenize tahammül edemem. Hepiniz şunu iyi biliyorsunuz ki oturup gıybet meclisi kurduğumuzda beni başkan seçen sizlerdiniz. O zaman buna katlanmak vazifesi de artık sizlere düşüyor. Sizleri utandıkça küçülmeyi beceremeyen insanların arasına emanet ediyorum. Onlar ne bilsin bir tren sevinince seke seke rayların üstünden memlekete gidişini. Beni sorarlarsa “O iyi bilirdi” dersiniz. “Çünkü en çok ona gitmek yakışırdı.” dersiniz. Adem,Hakan, Berkan, Yasin, Güven, Cihat, Yavuz, Furkan, Mustafa. Bir de aklıma gelmeyenler.

Allah’tan başka her şeyden korkuyorum.

b nokta p

İzdiham

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın