Bülent Ata, Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar

 

Oysa dalda sallanan bir kağıt parçasıydım. Okulun koridorlarında çarpa çarpa soluğum, sürüklenen, 35 yaşında aftan dönmüş bir adam. Her gün iş yeri mahlûkunun ağzından can havliyle kurtulup, derse yetişen. Kendinden küçük asistan ve öğrencilerin bakışları altında, herkes gibi çay içip, poğaça yiyen, amfide önlerde yer bile kapıp, işten kovulma tehdidini, buna azmeden müdürleri, sessiz kalan abileri sineye çeken bir adam.
Sonra göldeki nilüferler, mavi çamlar, taş merdivendeki şiir kitabı, yüzüme bakıp hatırlatır oldu; bu okulu bitiremeyeceğimi.
İkinci çocuğumuz yolda. Oğlan benimle oynamak ister, ben uyuya kalmışım kafam düşmüş masaya. Kosinüs hangi periyotta negatif olurdu unutmuşum.  Riemann dostum nasıl bir metriksin böyle. Ekmeği koparıp yutarken birden bire, sanki bir tel kopar, düğümlenir boğazına. Oysa bırak gitsin nereye isterse. Dön bak sen, sahip olduğun şeylere. Sahi neden oynamazsın şu çocukla, gözlerini silip.
O gün okula gitmeyip eve gelince, oğlan kucağımda “Sen ne güzel bir babasın. Sen koşan bir baba ol, ben de kaçan bir çocuk” dedi. Bıraktım aylardır tuttuğum nefesi. Koştuk yaban otlarının, kırmızı gelinciklerin arasında. Güneş portakal gibi gülümserken, çok hızlı koşuyordu benden, sıpa henüz beş yaşında.
O keşfetti ilkin matematiğin ne kadar öldürücü olduğunu. Yanıma gelip dedi ki; “Silahıma matematik doldurdum baba.” Orada bir yerde kırıldı kaderim. Vazgeçip, kendine acıyan bir pis kedi olmaktan. Kaçtığım şeyleri düşündüm. Kapıldığım o kafir kederini, kültür sanat duyarlılığını, ve dolmuşun mor ampulleri ışıldadı. Topladım ne kadar müslüm cd’si, kaseti varsa. Vangelis’leri çöpe atıp, Müslüm eşliğinde uygulamalı matematik çalıştım.
Formüller, teoremler, ispatlar. Yılların birikmiş eksik bilgilerini duman ve arabeske sarıp zihnimden geçirdim. Hayatımdan söktüğüm taşlar gibi, bir bir, çok uzaklara fırlattım. Gençliğimin unutulmuş cephaneleri, ayrılıkları, verilmiş sözleri bir bir yakıp, dinleyip ağır matematik bombardımanı altından geçtim.
Giderek azaldı dersler, uyuyakaldığım yaz penceresinde, başım kâğıtların üzerinde, tek derse düştüm. Ağustosun sonlarında kucağımda kızım, bacağıma sarılmış oğlum, tütün, Müslüm ve matematik. Borçlanıp özel ders aldım, yorgunluktan iş çıkışı metroda uyurken, işte uyurken, kız uyumazken ve oğlan boğuşmak isterken, karım, acıyarak dua ediyordu bana.
Bitirmek için o son gece kapandım salona. Ve her şeyi unuttuğumu fark ettim. Oysa bir soru daha, bir kaç formül daha bakabilirdim. Hatırlayamadım. Korktum. Sonra yavaş yavaş cesaretle fark ettim, başarmaktan korktuğumu ve bu okulu bitirmeyi ne kadar çok istediğimi.
Meğer kalbime yuvalanan bir canlı açtığı oyukta gününü gün ederken, ben yemeden içmeden kesilip, her günümü, kendimi ona sunmuş, bir zavallı gibi her şeyimi önüne koyup, kaderim sandığım bu şeye kendimi gömmüştüm.
Vazgeçtim. Kitapları ve bütün ders notlarını toplayıp kapının önüne koydum. Bütün bu, istediğim şeyler yerine, sadece o gece bir başka şeyi, istedim.  İnşirah’ı ezberledim.
Sabah gidip, öptüm uyuyanları gözlerinden, Müslüm’le son kez bakıştım, içten bir teşekkürle “gökyüzünde yalnız gezen yıldızları” dinledim.
Şarkı, ben sınavdayken de çalıyordu. Sorular çok zordu. Herkes kâğıdını erkenden verip çıkmıştı. Süre dolup, kâğıdımı isteyen asistana elimle işaret edip parça bitene kadar müsaade istedim ve yazmaya devam ettim.
Bülent Ata 
İZDİHAM
YEDİ İKLİM – Temmuz 2014  / Sayı  292
İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın