Bülend Tokgöz, Şehitler Köprüsü

Ramazan gitti ardında mahcubane bir bayram bıraktı
uğursuz vaiz usanmadı kumpastan en iblisane vaazına hazırlandı
tan atarken atacaktı zarını ufka kuzgunca bakan sayısız azgın
ziftî karanlık kim bilir nerede berkitildi ve bir sel gibi bastırdı ansızın
alestaydı halkı boğazlamak için zağlı hançerler kılağılı kılıçlar
çakal seslerinin sirenlerle sırnaştığı akşam
kıtalar arasında uygun adım küstahça kurulan pusu
en menfur çentiklerden birini atmak için tarihin kabzasına
en haki ihanetlerden biriydi arsızca arz-ı endam eden
İstanbul İstanbul olalı görmedi böyle hıyanet
kurşun generallerin ve tek tip kalplerin şerrinden korumak için seni
böylece patladı amansız fırtına ılık bir yaz gecesi
söndürülemeyen orman yangını mahşerî bir telaşla tutuşan
doru atları koşturan ulaklar bir muştuyu taşıyan delikanlı süvariler
sana geldi en iyilerimiz o gece seni göğüslediler
en halis oğulların ve kızların sevdalıların senin
en saklı kelebeklerin hayata yasaklı
en güzel kanatlarını o gece ölümlere açtılar
onlar ki dünyanın en hükmen mağlup takımıydılar
mabetlerde ve dağ eteklerinde çoğalan kelimeleri şehrin üzerine saçtılar
Bir Hilal Uğruna batmaya can atan güneşin çocukları
çağların suskusunu bir gündönümünde çığlığa çevirdiler
asırlar var ki akmayan ırmak deryalaştı bir solukta
bir halk deniziydi karada dalgalanan namlular karşısında
sıradaki dalga da secdesini yapıverdi işte
deniz ordusu saf saf tamamladı namazını
en önde filintalar yüksek kalibreli
fedaice hamleler ilhamını semavî bir maziden alan
beyaz harmonili kadınlar tank sürülerine pervasız
tek silahları ümit masumiyet ve iffet
genç kız anne ve nine
bir ülkeyi emziriyor Şehitler Köprüsü’nde
yüreğini kalkan eden yurduna
dirilten umutları ölüm mangaları önünde
İstanbul İstanbul olalı görmedi böyle cesaret
iki kıtayı birbirine bağlayan kurşunlarla bağlandık sana
iki kıtayı birbirine bağlayan kurşunlarla vurulduk
vurulduk sana yeniden ey mukaddes vatan
seni sevmekti bizi savaşkan kılan
bizi akıncı bizi zülfikâr bizi hicazkâr
seni sevmekti bizi biz kılan esrar
bir kanlı gusüldü ki boydan boya diyarlar arınıyor
Şehitler Köprüsü sana gelmek için yollar çığından çıkıyor
yataklarından taşıyor nehirler senin sularına karışmak için
Şehitler Köprüsü bir zümrüd-ü anka küllerinden doğuyor
kefenlerimizi yırttık geldik acırız bizi ıskalayan mermiye
insanın kanını şarap gibi dökmekten memnun
şarapnellerin arayıp da bulamayacağı kimseleriz
denizin hizasında vur doğrulansın rüyamız
vur ey katil kimin adına Fetih Suresi’ni okuduysan
en iyi atışını yap ey asker vurduğun bir milletin makus talihidir
ey tank gördün mü hangimizin çelikten olduğunu
ey demirden kuşlar daha hızlı uçabilir misiniz inançtan
ey köprü iki kıtayı birbirine bağlamıyorsun bir tek, adın da değişti
tarihin iki yakası seninle bağlanıyor, geçmişi geleceğe uluyorsun
Boğaziçi can içinden geçiyorsun salt bir imaret değilsin
geçip giden sensin, köprü biziz gayrı canı cana bağlayan
Şehitler Köprüsü bir tire işareti değil vurulmuş yatan Elif’sin
Vav gibi kıvrılıp yatar üzerinde nice evlad-ı vatan şekvasız
panzerler panzehir oldu büyücülerin zehrine
tanklar bir çağın kapanışının meşum tanıklarıdır
babalar oğulları kızlar anneleri için son kez ağladı
ebedî gülümsemek için hayatın bu ölümlü yakasında
temmuzda kanımız bir çiğ damlasından daha uçarıydı
gözyaşları kurşunlardan daha deliciydi zalimin zırhına çarptıkça
Şehitler Köprüsü Ölümü Öldürenler köprüsü
etimiz değil zilletti paletlerin altında ezilen
karıncalar su taşıdı ağızlarıyla ve susturdular ateşini Nemrut’un
bütün silahlarını kuşandı geldi yalan, hakikatse yalın kılınç
Mübalağa Cenk Olundu bir masal gibi sonunda iyiler kazandı
tedirginlik dindi gergin tetikler bir bir düştükçe
tunçtan surlar önünde bir millet Konstantin’i yeniden fethetti
İstanbul İstanbul olalı görmedi böyle fütüvvet
hainler tepelendiği gün ferman olundu, selama durdu kum saatleri
tohuma durdu ikinci fetih tekbirle ve sala ümitsizliğin cenazesine
çanlar kimin için çalıyor ezanlar hepimiz için
vurulduk vurulduk ellerini kaldıran biz olmadık yine de
aziz ve celil olan zayıf ve zelil olanı sürüp çıkaracaktı oradan hani
ey Pensilvanya’nın Ubey Bin Selûl’ü hatırladın mı vaadini
15 Temmuz zifirden bir geceydi 16’sı safirden bir sabah
telsizlerden yayılan unutulmuş bir aşkın ezgisiydi
sahabeleri İstanbul’un huzur içinde uyudu o gün
başın öne eğilmesin ey halk beşerin ve halkın tarifini değiştirdin
ne zamandır hiç böyle ölmemiştik, hiç mutlu olmamıştık bu kadar ölürken
bir şehrin dehlizlerinde biriken öfkenin yer üstünde fitillenişi
infilakı çağ çağ duraklamanın ve duraksamaların
Şehitler Köprüsü köprülerin şehidi
uykuları delik deşik ülkemin genç bir anneninki gibi
atlas bir halıdır asfalt, kaldırımlar kuştüyünden yastık
Çelengi sallandı düşmanın yakın ve uzak, helal sana Türkiye’m
deniz Üç Beş Damla Kan İnsan Üç Beş Damla gözyaşı
bir ölüme çattık ki hayata köprü başı
ömür törpüsü bir yaşamaktı gerilerde kaldı
çok yarıştı bizimle ama geçemedi köprünün ayaklarında kaldı
ölmeyi öğrendik o gece, yaşamayı bize kimse unutturamaz
Kükremiş seldik bendimizi çiğnedik Hangi Çılgın bize zincir vuracak
hazır canımızı almışken denize gömün bizi
mezar taşımız Şehitler Köprüsü olsun ancak
bir beşiksin şimden gerü çocuklarımız senin ninnilerinle boylanacak
Şehitler Köprüsü en uzun gecesi naçiz ömrümüzün
en kutlu sabahı tövbenin kardeşliğin ve hüznün
kaybetti kumarbazlar söküldü nifakın kökleri toprağımızdan
durgun su kuşları ay ışığında gizli raksına kalkan
fırtına kuşları gecenin ıssızlığında uçmağa duran
dinlenin yuvanızda şimdi yepyeni fırtınalara kadar
vurulanlar en talihlilerimizdi temmuzu sonsuza bağlayan o gece
bir ukde olarak kalacak çokları için 15 Temmuz’un 2016’sı
aşkın otağına erkence çağrılmadıklarından
Şehitler Köprüsü ölümün en zarif patikası
en güzel fotoğraflarıyla hatırlanacak birkaç yüz
birkaç yüz güzel insan en cemil taraflarıyla
Şehitler Köprüsü en nadide albümü nazenin memleketimin
bombaların ve duaların çarpışmasıdır şehrin duvarlarında yankılanan
şahit ol ey vatan en güzel civanlarımızı sunduk sana armağan
kalanlar onların hatıralarıyla saflaşarak girecek toprağına
gözünüz arkada kalmasın evvel giden ahbaplar
çocuklarınız buradan her geçişte daha bir gürbüzleşecek
Şehitler Köprüsü körpe ümidi kimsesiz kıtaların
Şubat ve Rabia yenilgileri üstüne sürpriz Temmuz zaferi
yengi yengi de büyür zaferler değişir şiirlerin kaderi
biatler yenilenir vatana, eller bayrakta sımsıkı kenetlenir
Şehitler Köprüsü bir öze dönüş destanı
halklarımız burada millet oldu yeniden
silkindi meskenetten korkunun meskeninden
döküldü yıldızlar al sancağa konmak için bir bir
şavkısın diye hilal ve yıldız ılgın ılgın
şehit çocukları onları elleriyle derlediler
Şehitler Köprüsü bak oluk oluk
Bayrakları Bayrak Yapan ılgıt ılgıt kanımız
Al Sancak daha Nazlı ve daha kırmızı artık
Şehitler Köprüsü Urumeli’nden Malazgirt’e uzanır gider
Bu Şarkı Burada Bitmez Kahire’den Şam’a söylenir gider
Şehitler Köprüsü YURTTA HARP CİHANDA HARP neylersin
eldeki son kaledir bu, yardımını esirgeme ya Rabbel Alemin
bir abidesin ki burada okyanuslar kuruyuncaya dek
Şehitler Köprüsü andolsun ki adın bir daha değişmeyecek

 

 

 

 

Bülend Tokgöz
İZDİHAM

 

 

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: