Borges, Yazmaya Başlarken

Yazmaya ilk başladığımda her şeyin yazar tarafından belirtilmesi gerektiğini düşünüyordum. Mesela tek başına “ay” demek kesinlikle yasaktı; yazar ona bir sıfat bulmalıydı, “ay” için malumu ilan eden bir niteleme bulmak lazımdı. ( Elbette basitleştirerek söylüyorum, çünkü pek çok kez tek başına “ay” yazdım, ama o zamanlar yaptığım şeyi anlatmak için bir tür sembol olarak kullanıyorum). Velhasıl, her şeyin tanımlanması gerektiğini ve cümlelerde alelade eylemlerin kullanılmaması gerektiğini düşünüyordum.

Asla “Falan kes içeri girdi ve oturdu” denmemeliydi, çünkü çok basit ve kolaydı. Bunu söylemenin daha fantastik bir yolunu bulmak gerektiğini düşünüyordum. Ama şimdi fark ediyorum ki; tüm bu çabalar gerçekte, çoğunlukla, okuru rahatsız eden şeylerdir. Ve bunca zaman sonra, aslında tüm bu düşüncelerin kökeninde genç bir yazarın aptalca, aşikâr ya da sıradan bir şey söyleyeceğini fark etmesi ve akabinde bunu barok süslemelerle ya da XVII. yüzyıl yazarlarından devşirdiği kelimelerle gizlemeyi deneme çabasının olduğunu düşünüyorum. Ya da modern olmayı dener genç yazar, tam tersini yapar; sürekli yeni kelimeler uydurur yahut uçaklara, trenlere, telefona ya da telgrafa göndermeler yapar modern görünmek için. Sonra, zaman geçtikçe; insan, ister iyi olsun ister kötü, her türlü düşüncenin basit bir biçimde ifade edilmesi gerektiğini hisseder, çünkü eğer böyle bir düşüncesi varsa, o düşünceyi ya da duyguyu yahut ruh halini okurun kafasında da oluşturmayı denemesi gerekiyordur.

Birisi hem kendi olmak isteyip hem de aynı anda Sir Thomas Browne ya da Ezra Pound da olmak istiyorsa bu imkânsızdır. Yani bir şekilde, bütün yazarlar kafa karışıklığıyla başlarlar işe, aynı anda pek çok oyun birden oynarlar. Özel bir ruh halini aktarmak isterler ama aynı zamanda modern de görünmek isterler, sonra bunu yapamayınca, muhafazakar ve klasik olana dönerler. Kelime haznesi meselesinde olduğu gibi; genç bir yazarın, en azından Arjantin’de, ilk öne çıkardığı kayda değer özelliği büyük bir kelime bilgisidir, bütün eş anlamlı kelimeleri biliyordur: Onun bu müthiş yetisi sayesinde, aynı satırda mesela, önce “kırmızı”yı sonra “kızıl”ı ve sonra aşağı yukarı yine aynı renk için kullanılan başka türlü kelimelerden mesela “bordo”yu okuruz.

Esteban Peicovich’in derlediği 1980 tarihli Borges, el palabrista, kitabından.

Borges
İzdiham

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: