Bora Tokgöz, Başkalarının Hayatı

Bora Tokgöz, Başkalarının Hayatı
İnanın bunları Oscar bahislerinde sadece %10 şans tanınan “Başkalarının Hayatı”nın, yabancı dilde en iyi film Oscar’ını alıp, cebime de hatrı sayılır bir para kazandırması üzerine yazmıyorum.
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki 80 kuşağında yetişen herkesin seveceğini düşündüğüm bu film, son dönemde izlediğim en başarılı yapımdı.
“Başkalarının Hayatı”, 80’li yıllarda Berlin duvarının yıkılması öncesinde yaşanan trajik bir dönemi çok samimi bir sinema diliyle anlatıyor. Gizli polis servisi Stasi tarafından adım adım izlenen aykırı yazar Georg Dreyman’ın idealist duruşu, izleyiciyi de ister istemez taraf olmaya zorluyor. Geçen hafta, “Buzda Dans”ta, çocukluk aşklarımdan Katarina Witt’i izlerken onun da Stasi tarafından izlendiğini ve hakkında 4.000 sayfalık rapor tutulduğunu duyunca, filmin gerçekçiliğine olan inancım birkaç kat daha arttı.
Herşeyden önce, filmin atmosferine bayıldım. Abartıya kaçılmamış dekor ve kıyafet gibi ayrıntıların yanı sıra filmin görsel sunumu da izleyiciyi o döneme götürüyor. Sanki von Donnersmarck bu filmi 1985’te çekmiş de rafından yeni çıkarmış gibi bir duyguya kapıldım. Ağır bir atmosferde görünse de, aslında çok sürükleyici bir hikayeyi anlatan bu film, aynı zamanda vicdan ve ihanet kavramları üzerine çok gerçekçi vurgular yapıyor.
Oyuncuların üstün performansının yanı sıra, karakterlere uygun oyuncu seçiminin de çok başarılı olduğunu söylemeliyim. Mesela bir bakan var, bir insanda ancak bu kadar bakan tipi olur. Filmin belki de en kilit karakterlerinden biri olan Christa-Maria Sieland, bir kadının tutkuları uğruna neler yapabileceğini gösteriyor. İşte bu anda, kadınlar hakkında genelleme yapılamayacağı gerçeği, yüreğime su serpiyor. Ve ardından, hep o omuz veren ve dik durmaya çalışan Georg Dreyman’ın çaresizliğine tanık oluyoruz.
Filmin yüzüme vurduğu bir başka gerçekse, modern çağ dedikleri şeyin aslında duyguları öldüren bir dayatma olduğu. Özellikle kozmopolit şehir yaşantısında o kadar çok karpuz taşımaya çalışıyoruz ki, ne sevincimizi adam gibi yaşayabiliyoruz, ne de hüznümüzü. Oysa 80 kuşağı “duygu”nun ön planda olduğu bir dönemdi. Teknolojinin getirdiklerini inkar edemeyiz ama insan daktilonun bile kokusunu özlüyor.
Her ne kadar sert bir film olsa da, “Başkalarının Hayatı” mizah açısından da hoş bir tat bırakıyor. Gereksiz ayrıntılara girmeden sade bir anlatımla ilerleyen film, sonunda da çok iyi bağlanarak alkışı hak ediyor. Bu düşük bütçeli film, bir kez daha göstermiştir ki iyi film çekmek için çok paraya değil, çok emeğe ihtiyaç var.
90 sonrası çekilmiş filmlerden bir demet seçtim: Hayat Güzeldir, Esaretin Bedeli, Akıl Oyunları, Hızlı ve Ölü, Good Will Hunting, Leon ve Uyanışlar.. Herbirini ayrı ayrı çok sevdiğim bu filmleri bir arada yazmamın sebebi şu: bunlar hem izleyiciyi yormayan, hem de akıcı hikayeleri olan filmler. Son yıllarda Şeytana Karşı (Ondskan)’ı saymazsak bu gruba dahil edebileceğim bir film izlememiştim. “Başkalarının Hayatı”, bu listeyi uzatma şansını verdiği için beni ayrıca mutlu etti. Ondskan, adaylıkta kalmıştı ama “Başkalarının Hayatı”, “Pan’ın Labirenti” gibi çok güçlü bir adayı da geride bırakarak Oscar’ı aldı.
 Teşekkürler Akademi.
Yapım Yılı, 2006
Gösterim Tarihi, 9 Mart 2007
Süre, 137dk
İZDİHAM

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın