Bob Dylan, Masked and Anonymous

Korku içinde yaşıyoruz.
Çünkü öleceğimizi biliyoruz.
Hayvanlar öleceklerini bilmez, korkuları yoktur!
Memnun biçimde yaşarlar…içinde bulundukları anı.
Ölümün farkında olmak bizi alıkoyar.

* * *

Hükümetin elindeki tek güç suçluları yakalamaktır.
Eğer yeterli suçlu yoksa kendiniz yaratırsınız.
Suçla ilgili o kadar çok şey yaratırsınız ki yaşamak imkansızlaşır.
Kanunları çiğneyeceğiz!

* * *

-Kötü bir şeye kalkışmazsın değil mi?
-Silahlara büyük bir saygı duyarım.
Önce suçlular dolu bir ulus oluşturursunuz sonra da suçlular üzerinden para kazanırsınız.
İşte sistem bu! Oyun bu! Bunu anlarsanız daha kolay uyuyabilirsiniz.
Unutmayın hayat bir taksi kullanmak gibidir.
Canınız bir yere gitmek istemese bile taksimetre çalışmaya devam eder.

* * *

– Çok güzel hayvanlar.
– Teşekkürler.
– Ama takdiri hak eden tanrı.
– Zengin olmak için başarılı olmaya ayıracak vakitleri yok.
– Şöhret hayali kurmuyorlar.

Onlar yaşlandıkça değeri azalacak şeyler almak için paraya ihtiyaçları yok.
Onlar güzeller, varoldukları biçimde…
Yaptıkları neyse onu yaparlar.
Aslanlar kaplan olmaya çalışmaz.
Tavşan bir maymunun taklidini yapmaya çalışmaz.
Olmadıkları bir şeye benzemeye çalışmazlar.
Bize, insanlara benzemezler.
Çita, kaplan, yılan, maymun, babun…
Domuz, hipopotam, gergedan, dodo bal porsuğu…
şişko kurbağa, hepsi, her biri mükemmeldir.
Kendi orjinal formlarında… Sonra insan ortaya çıktı.
Onu kimin, ne amaçla yarattığı hala gizemini koruyor.
Neden burada?
Bu bir gizem.
Burada olmaya hakkı olmadığını biliyoruz.
Ait olduğu yeri bilmiyor. Bilmiyor çünkü böyle bir yer yok.
Ayı avcısı insan…
Tuzak kuran, geyik kovalayan…
Ayı avcısı insan, geyiklere tuzak kuran…
Ayı avcısı insan, kürk için tuzak kuran…
Geyik kovalayan insan…
Yavru fokları sopayla öldüren, yunuslara vuran…
En aşağılık varlık, en aşağılık varlık.
O bir asi çığırtkanı, ortalık karıştıran bir ajitatör.
Ortalıkta dolaşıp burnunu ait olmadığı yerlere sokar.
Hayvanat bahçesi, akvaryum…
Bunlar hayvanlar için hapishanedir.
Bu hayvanlar insandan bir şey öğrenemez, insanın onlara öğreteceği bir şey yok.
İnsanlara bakmazdım bile…
Atom bombaları, kurutma makineleri ve otomobilleriyle öyle tiksindiriciler ki…
Yarattıkları hastalıklara tapınak olsun diye hastaneler inşa ediyorlar.
İnsanlar taşıdıkları sırlarla birlikte yapayalnızlar.
Maske takmış ve isimsiz…
Kimse onları tam anlamıyla bilmiyor.

Bir kaldırımda gördüğüm çatlak benim için bir insandan daha güzel.
Güneşin kuruttuğu bir gölün dibindeki çamurdaki çatlak bir insandan daha güzeldir.
Demek istediğimi anladın mı? -Anladım. Doğmak bir tür lanet gibi.
İşte bunda haklısın.

Korku içinde yaşıyoruz.
Çünkü öleceğimizi biliyoruz.
Hayvanlar öleceklerini bilmez, korkuları yoktur.
Memnun biçimde yaşarlar…
içinde bulundukları anı.
Ölümün farkında olmak bizi alıkoyar.
Gerçekten inanılmaz bir lütuf.

– Tanrım!
– Sana bir şey daha diyeyim…
Antik kültürler, uygarlıklar…
inek, tavşan, keçi gibi hayvanları kurban ederlerdi.
İnsanların yerine… Şimdi bunu tersine çevirdik.
İnsanları kurban ediyoruz. İnkalar gibi…
Aztekler gibi, büyük şirketler gibi.
İnanılmaz bir lütuf!

* * *

Bazılarımız mükemmellik ve erdem peşindedir ve eğer şanslıysak… bunlara erişiriz. Ama mutluluğun peşine düşemezsiniz. Size ya gelir ya da gelmez.

Her zaman şu olsaydı ya da bu olsaydı diyebilirsiniz… Ama “eğer şu olsaydı”… Kendimizi bir şeylerden yoksun hissettiğimizde girdiğimiz bir ruh halidir.

Babamın dünyasında ona ait olan bir şeyi alamazsınız. Ne altınını, ne gümüşünü ne de kadınını… Bunu annem için yaptığımı sanıyordum… Ülkem için yaptığımı düşünüyordum.

Ama özünde kendim için yaptığımı biliyordum. Neticede demiri büken en güçlü olan koldur.

* * *

Ben her zaman bir şarkıcı olmuştum ve belki de asla daha fazlası değil.
Bazen “şey”lerin anlamını bilmek yetmez, bazen “şey”lerin ne anlama gelmediğini de bilmek gerekir.

Mesela sevdiğiniz insanın ne yapabileceğini bilmemenin ne anlama geldiği gibi… Her şey parçalanır.

Özellikle de kuralların ve kanunların tertipli düzeni. Dünyaya bakma biçimimiz aslında bizim kim olduğumuzdur.

Dünyaya güzel bir bahçeden bakarsanız her şey neşeli gözükecektir…Yüksek bir platoya tırmanırsanız yağma ve cinayet görürsünüz. Doğruluk ve güzellik bakanın gözündedir. Ben her şeyi anlamaya çalışmaktan çok uzun zaman önce vazgeçmiştim.

 

 

Bob Dylan

İzdiham

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: