Birazcık Kuşlar, Azıcık Allah

Sizin hiçtenlikle öyküler yazdığınız bir egonuz var mı? Varsa, kelimelerle arası nasıl egonuzun? En son hangi kelimeyi bükebildiniz egonuzla mesela? (Ahmet) Büke’bilinir mi kelimeler kolaylıkla? Bunu sizin yerinize biri yapsa, hoşunuza gider mi? Gitmeli hoşunuza; çünkü boşunuza gitmesinden iyidir.
Gökhan Yılmaz YKY’den çıkan ilk öykü kitabı “Biraz Kuşlar, Azıcık Allah” ile bunu başarıyor. Kelimeleri önce sizin için büküyor, bükemediği kelimeleri ise korkusuzca kırıyor! Kelimelerin kırıkları kaynasın diye, üzerine ironi bulamacında incecik bir hüzün sürüyor. Tam hüzülmek üzere gözlerimizi buğulanırken, bize bunun fırsatını vermeden hüzün sürdüğü kelimeden bir harfi acımasızca (ç)ekiyor. “Eksik harf basılmış, tashih hatası!” diyeceksen siz, bu sefer kelimeye kendisinde olmayan bir harfi bekleyebiliyor! “Gökhan Yılmaz! Kafamı karıştırma!” diyorsunuz; ama sizin kafanız karışık olmasa bu öyküleri hiç okur musunuz?

“Biraz Kuşlar, Azıcık Allah” belirttiğimiz dil oyunlarını içermekle birlikte, Gökhan Yılmaz’ın kendine has üslup denemeleriyle ayrı ayrı incelememiz gereken; ama aynı zamanda da ince işlenmiş bir bağ ile birbirine bağlı yirmi üç öyküden oluşuyor. Bazen yazar olarak öyküye müdahale eden, bazen öykünün yazara müdahale ettiği; bazen yazarın kendisinin öykü olduğu, bazen öykünün kendisinin okuru olduğu öyküler bunlar. Kurmaca ile oynadığı oyunlar, oyunlarla kurduğu kurmacalar ile Gökhan Yılmaz, modern/postmodern öykücülüğe başka bir pencereden bakmaktansa kendisi bir pencere olmayı tercih ediyor.

Gökhan Yılmaz’ın öykü kitabı “Biraz Kuşlar, Azıcık Allah”ın değerini daha iyi anlatabilmek/anlayabilmek için, “usaiNBolt’a” ithaf ettiği ve aynı Usain Bolt gibi bir hız (ama bir o kadar da şölensel) şekilde noktalama işaretlerini kullanmadan yazdığı “Hörgüç” isimli öyküsünden bir çalıntı yaparak bitirelim yazımızı. Hem de kendisini bu alıntı ile birazcık dövmüş olalım(!) :

“şu kitabı okumadan kalemi eline alma şu kitap var ya şu kitaaappp oooo okuyup ezberlemedikçe kalemi eline alma kurgu murgu burgu yapayım deme bunların hepsi fasa fiso pisi pisi…”

Yazar: Gökhan Yılmaz
Yayınevi: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık
Sayfa sayısı: 152
Basım tarihi: Temmuz 2012

İzdiham

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın