Beyazıt Bestami, Sen, Ben ve Aramızdaki Mütevazı Kaldırım

Adına bir türküde rast gelmiştim ilkin, sonra ayrı vadilere atıldık.  Yılların nasıl geçtiği muammasını korurken başıma ağrılar saçtığım günlerdi, sen yoktun. Kaçıncı dünya savaşıydı hatırlamıyorum, içim Vietnam’dan, içim Gazze’den, içim Hiroşima’dan yeni çıkmış gibi, beni yaralayan şey hala sıcaktı, fazla uzaklaşmış olamazdı.

Aslında İşin aslı, hangi sırrımı versem sana haber bültenlerinden duyacağım diye tedirginim seni düşünürken. Kalbim Gördes’li bir kızın gergef tezgâhında iğnelenmekle meşgul şu sıralar. Bazı günahları ancak kan temizler diye. Yanyana duran ilk harflerimizin bir kelime bile etmemesi bu yüzdendir belki.

Belki yağmurumu çalmıştır da senin güneşin, böylelikle bütün sırlarım ifşa olmuştur. Belki aynı anda terkedilmişizdir de karışlıklı içiyoruzdur. İçmek dediysem; benim sana bakarak soğuttuğum, senin beni umursamadan çürüttüğün şeyler gibi. Gövdemiz gibi, ruhumuz, kalbimiz gibi.

İlk fotoğrafını altı yaşında çektirebilmiş biri olarak, yanyana fotoğrafımızın olmayışını çok umursamasam da, tüm yaralarım aniden nüksediyor ellerini görsem resimde. Adını söylüyorum dilaltı niyetine, şekerimden başlayarak düzene giriyor her şeyim; sağlığım, hayatım, dünyam. Belki cehennemden bile azat edilmişimdir de gaybı yalnızca Allah bilirmiş diyorlar.

Bunları söylediğime bakma. Sana şiir yazmak elbette beni şair yapmaz. Sadece adını devlet memuruna kayda veren bir vatandaş kılar. Senin için, kirden grileşmiş beyaz atletle kullanılan pis bir hafriyat kamyonundan farksız olmadığımın çok farkındayım ama sen de anla beni. İşte şu denize, şu ormana, şu gökyüzüne, şu dünyaya ahiretin çöplüğü denilmiş, yani senin olmadığın yerdeki ben gibi.

Allah bir kişinin duasını kabul edeceği vakit, o an içinde kim varsa onun da duasını kabul edermiş. Karşında aslında mal gibi suspus oturmuyordum, içimden sana bakıp, ola ki. Neyse.

Gelmeyeceğini bile bile beklemek değil benimkisi, gittiğini bilerek beklemek. Çünkü insanın ve dünyanın dörtte üçü su, yüzde yüzü kederdir ve sabrın sonu felakettir.

“herkes güzel bir hikâyenin konusu olabilir,” demişti bir seferinde dedem. “ama bu mutlu olacağı anlamına gelmez.” ( Emrah Serbes – Hikâyem Paramparça )

Tarih biraz da dalgınlardan bahsetsin.

– Tarık ben bazen çok üzülüyorum hocam.

– Neden?

-Hocam ben hiç matematik bilmiyorum, ilerde çocuğum olursa, matematikten bir soru sorar cevap veremezsem diye hep çok utanıyorum ve bazen gizli gizli matematik çalışıyorum.

Ben sana bunları söylüyorum, sense ateş eder gibi gülüyorsun. Celladın gülümsemesi acıyı hafifletmezdi oysa.

Benim sana gelmem için, senin başkasına gitmene gerek yoktu. Uzun yoldan geliyorum, biraz kederliyim, her an âşık olabilirim. Zor günler yakında ve ben yanlış kararlar arifesindeyim.
Yanımda olur musun?

Matematiğin canı cehenneme, seni seviyorum.

 

Beyazıt Bestami Keçeli

İZDİHAM

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın