Beyazıt Bestami Keçeli, Dur Sonunu Anlatma

Hoşumuza giden bir filmden bahsettiğimiz zaman; filmin akıcılığına, hayattan bir parça anlattığına ve doyumsuzluğuna örnek vermek için hep aynı cümleyi kullanırız:

“ Şiir gibiydi. “

Sultan filminde Adile Naşit, Türkan Şoray’ı, Ferdi Tayfur’un filmine çağırırken şunu söyler:

“ İyi iyi, çok ağlayacağız. “

Çünkü bizler, doğuştan ağlamaya programlı, efkârlanmak için üzerine para vererek sinemaya koşturan, tuhaf ama harika bir milletiz. Sinema ve dizi sektöründe, romanların deforme edilerek önümüze konulsa da, bence bizim toplumumuzun karakterine en uygun yazın türü şiirdir. Onca roman sinemaya aktarılırken, bunca filmde ya da dizi de şiire neden fazla yer verilmez diye insan düşünmeden edemiyor. Sanırım cevabı belli. Şiir, kitapta da, sinemada da para etmiyor. Belki de onu değerli kılan şey de budur. Bunlar çok su götürecek konular ve ben ne sinemacı, ne de şairim, konu da zaten bu değil.

Sinema veya dizi dünyasında geçen şiirler bizim meselemiz. Sizler için bazı filmlerde okunan şiirlerden bir demet yapalım istedik ve demet çok şairane bir kelimedir.

İlk filmimiz;

Yılmaz Güney ve Melike Demirağ’ın oynadığı “ Arkadaş “ filmi. Yılmaz Güney (Âzem) , Melike Demirğa’ a neden uyumadığını sorunca (Melike) ,şiirleri okuduğu için uyumadığını söyler ve Ahmed Arif’ in “Haberin Var mı ”şiirini okumaya başlar.

Terk etmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça.
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terk etmedi sevdan beni.

Sonra Yılmaz Güney devam eder şiire
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin

İkinci filmimiz;

Onur Ünlü ’nün yazıp yönettiği “Güneşin Oğlu” filmi. Ruhların gelgitlerinden bunalan Şair Alper Canan rolündeki Haluk Bilginer, şiir okumak için fazla romantik bir yer olan damda Ülkü Tamer’in şu şiirini okur :

aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci.
çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

Üçüncü filmimiz;

Bir Hüseyin Karabey filmi olan “ Gitmek “. Şiirin, filmin fragmanında da kullanılmış olması ayrıca sevindirici.

Filmde Ayça karakterinin seslendirdiği sevgilisi Hama Ali’ye yazdığı şiir:

Ey sevgili;
Seni sevmekten ve düşlemekten asla vazgeçmedim.
Sen benim Diego Riveramsın.
Yıldızlarsın sen ay ve bulutlar,
Haberlerdeki f16’lar,
Kırmızı yatağımdaki o koca bedensin.
Çekmecemdeki son sigara,
Beni sarmalayan o koca kadife yeşil ceketsin.
Bir kuş misali uçarak gitmek istediğim adamsın.
İran’sın, Suriye’sin.
Habur’da nöbet tutan askercik.
Mezopotamya’daki en vahşi kıpkırmızı gelincik.
Üzerine yattığım uçsuz bucaksız boz bir vadisin.
Marlon ve Brandom’sun.
Küvetimde yatan şişman bir melek.
Sevincim acılarım tüm arzularım.
Tiyatrodaki, İstiklal Caddesi’ndeki eşim.
Gabriel Garcia Marquez’in son mektubusun.
Ve ben de o Zorba’daki her tarafından şehvet fışkıran o şişman dul kadınım.
Kim uçurdu acaba kafamı?
Ben kafam olmadan da yaşarım; çünkü elim kolum bacaklarım var, sana ulaşmak için
Ve bir de bir el bombası gibi fırlatıp tüm kahrolası sınırları havaya uçuracak bi kalbim.

Dördüncü filmimiz;

Yine Yılmaz Güney’in oynadığı “ Duvar “ filmi. Filmde okuduğu “4.Koğuş “ şiir yüzünden komünist ilan edilir ve gardiyanlarca falakaya yatırılır. İşte o şiir :

burası dördüncü koğuştur benim abim
bak camları yoktur kırıktır
ne bacası tüter ne de sobası

her neyse benim abim
ver bir cigara zuladan yanalım

burası dördüncü koğuştur benim abim
ikinci adresimiz
allahımızı sorarsan adı gardiyan cafer
lakabı kel onbaşı
peygamberimiz desen oda ekip başı

her neyse benim abim
ver bir cigara zuladan yanalım

burası dördüncü koğuştur benim abim
kaderde ikinci adresimiz

Beşinci ve son sahnemiz ise bir diziye ait.

Gelmiş geçmiş en iyi Türk dizleri arasında gösterilen ve anlamsız bir polemik yüzünden Türk dizi tarihinin en iyi finali bizden esirgenen Burak Aksak’ın yazdığı Leyla İle Mecnun var.

Dizide, Mecnun karakterinin yol göstericisi Aksakallı Dede (Köksal Engür ) Mecnun’a kaybolduğu yerden çıkmasına yardımcı olmak için okuduğu ve şiire

– “O zaman bir şiir okuyayım. ÖZEL.” diyerek başladığı , İsmet Özel’in “ Münacaat “ şiirinden bir bölüm okur.

halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.

Tabi burada Mecnun’un verdiği cevap da takdire şayandır.

– Dede, hani yardım edecektin? Yardım edeceğim dedin, bıçakladın beni ya.

Aynı dizide Hırsız Yavuz’un Eylül karakterine okuduğu Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı’nı da söylemezsek ayıp olur.

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Bazı filmler vardır; içinde şiir geçer. Yani bazı filmler vardır, içinden şiir geçer.

Beyazıt Bestami KEÇELİ
İZDİHAM

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın