Berk Çamlıbel, Sen Yoksan Kimse Olmaz

Elimi başıma yaslamışım, ne kadar süre o şekilde durdum bilmiyorum.

Bir an geçirdiğimiz güzel günler geldi aklıma. Sana duyduğum aşk geldi.Tıpkı Turgut Uyar’ın Tomris’e duyduğu aşk gibi bir şey idi benimki de. Yahut Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplar gibi. Arada onca kadar mesafe varken saçlarına dokunmak ne kadar mümkün olabilirdi ki? Fakat mümkün işte.

Her saç telini ilmek ilmek ezbere biliyor sanki parmak uçlarım. Yüzündeki her bir çizgiyi, hele de gamzelerinin yerini santim santim aklıma kazımışım işte. Ve sesindeki o ahenkten bahsetmiyorum bile. Ah o sesin.. Geceleri en derinlerime nakışlanıp, tüm gün kulaklarımda yankılanan o ilahi ses.. Tüm bunların yanında yalnızca sessiz kalıp gözyaşlarını dinlemek var bir de.. O nasıl bir duygudur ki öyle, ölmekten de beter eden cinsten. Ve tıpkı acı bir keman sesi gibi içimi sızlatan hıçkırıkların.. Tiz bir siren sesi gibi kalbe işleyen.

Bazen, acaba her sevgi hüsran ile mi biter diye soruyorum kendi kendime. Hep mi sonda o küçücük dünyası başına yıkılır insanın merak ediyorum doğrusu.

Bana kalırsa bazen hüsranla biter sevgiler. Hem de en ağır hüsranlar sevgiler üzerine olur, en ağır yenilgilerini sevgi üzerine alır insan. Çünkü ne yaparsa yapsın yaranamaz sevdiklerine.. Ne yapsa sevgisine karşılık bulamaz istediği gibi.. Dünya öyle kötü bir yer ki, insanlar hep çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi tercih ederler. Birçoğu “sevginin” değerini bilemez işte.. Fakat bazen de mutlu sonla biten sevgiler vardır. O sevgiler ki; istenilen, hep hayal edilen sonları verir insanlara.. Ne güzeldir hep hayal ettiğin şeye kavuşmak. Vuslatın bir gün biteceğini bile bile beklemek ve ona ulaşmak.. Tabi tüm bunların yanında kırılmak da vardır sevdiğine. Gönlünü verdiğinin gönlünü kırması, ne kötü şeydir o öyle.. Dayanılması güç.. Ama asıl mesele nedir biliyor musunuz? Ne yaşanırsa yaşansın o sihirli kelimeleri duyunca her şeyi bir çırpıda silip atabilmektir tüm olay. Belki söylemekten daha zordur bunu duyabilmek, bunun ağırlığını kaldırabilmek.. Belki zordur kırılıp binbir parçaya ayrılan gönlü yok sayabilmek. Ama duyduğun zaman oluşan o his.

İşte o tamir ediverir o kırık yüreği. Tamir ettiği gibi, bir kuş misali çarpmasına da sebebiyet verir işte.. Evet bunların tüm sebebi sadece o iki kelime.. “Seni seviyorum” demek, diyebilmek.. Tüm mesele budur bence. Ve sanırım bu kelime aşkın ”abrakadabrası” olmalıdır. Yani en azından bizim için öyle.

Berk Çamlıbel

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın