Bana Masal Anlatma Filmini Gökhan Tosun Yazdı

Bana Masal Anlatma Filmini Gökhan Tosun Yazdı

 

Dünya Kupası veya Eurovision olmadığı zamanlar varlığını bile unuttuğumuz TRT 1’i bize tekrar hatırlatan Leyla ile Mecnun’un senaristi Burak Aksak, şimdi de sinemanın yolunu bile unutmuş olanlara, o salonları, o keyfi, o patlamış mısır fiyatlarını hatırlatmak için karşımızda. Üstelik bu sefer yönetmen koltuğunu da yanında getirmiş.

Bir süredir kulaktan kulağa fısıldanan “Burak Aksak film yazıyormuş.” efsanesi, şimdilerde “Burak Aksak’ın filmini izledin mi? Mutlaka git.” şeklini aldı. Bir kar topu edasıyla, gitgide daha da çoğalan bu sesler “Yahu ne var bu filmde? Niye herkes bu kadar övüyor?” sorularını da yanında getirdi haliyle. Biz de İzdiham olarak “Bana Masal Anlatma”yı sizler için değerlendirdik.

Bazı filmler vardır, kadrosunda muhakkak; Hulusi Kentmen, Şener Şen, Münir Özkul veya Adile Naşit’in yer aldığı. Üzerinden yıllar geçmiş de olsa, repliklerini ezbere de bilsek, televizyonda her gördüğümüzde ekran başında keyifle izlediğimiz filmler. İşte “Bana Masal Anlatma” da o tadı bırakıyor damakta.

“Zamanında buraları hep dutluktu.” diyen dedelerimizden, evrimleşerek bize yadigar kalan “Eskiden mahalle diye bir şey vardı.” kalıbını, hiçbir kalıba girmeden çok naif bir şekilde anlatıyor. Bir mahallenin, komşuluğun, dayanışmanın, arkadaşlığın özlemini gideriyor bir kaç saat de olsa.

Güldürüyor. Çok güldürüyor. Durmadan güldürüyor. Güldürürken de güldürüyor. Hüzünlendiriyor. İnsanın içini acıtıyor. Gözlerin dolmasına neden oluyor. Tam ağlatacakken yine güldürüyor.

Çok yetenekli bir adam ve çok güzel bir kadın sunuyor film bizlere. Behzat Ç.’nin Harun’u Fatih Artman ve Güneşi Beklerken’in Zeynep’i Hande Doğandemir. Hem ekrana yakışan, hem de yetenekli 2 genç insanı izlemek keyif veriyor. Üstüne etrafını da Cengiz Bozkurt, Erdal Tosun gibi mükemmel oyuncularla doldurunca tadından yenmez bir hâl alıyor.

Peki film ne anlatıyor?

Bir masaldan, Dünya’ya, Türkiye’ye, Suriçi’ne düşmüş olan Ayperi ve Suriçi’nin aklı bir karış havada minibüs şoförü Rıza’nın hikayesi bu. Ayperi’nin çektiği tüm sıkıntılar kahramanını bulmasıyla son bulacaktır. Çünkü masal böyle söylüyor. Fakat Ayperi’nin kahramanı Rıza mı? Evet Rıza ve Rıza için canını dişine takan mahalle esnafının her biri birer kahraman ona şüphe yok. Bu Ayperi’nin kahramanı olduğu anlamına geliyor mu?

Diğer tarafta da Suriçi’nin en büyük yangını Neriman ve Jilet’in hikayesi var. Rıza’nın minibüsçü olmasının en önemli sebeplerinden biri olan Jilet’in, “Ah ulan ah!” dedirten aşkı ve günümüze etkisi.

“Tamam da Jilet’le, Neriman’ın masal kahramanıyla ne alakası var?” değil mi? İşte Burak Aksak’ın kalemi burada devreye giriyor. Bir film değil, örümcek ağı sanki. Domino taşı misali, her karakter diğerini bir şekilde etkileyebiliyor. Ya devrilip gidecek, ya da enfes bir görsel şölen sunacak.

Sonuç olarak; senaristliği kadar yönetmenliğinin de üst düzeyde olduğunu gösteren Burak Aksak, tabiri caizse “döktürmüş.” Oyuncuların her biri, sanki yıllardır o mahallenin insanıymış gibi doğal ve başarılı oyunculuklarıyla bizi hikayeye çekiveriyor zaten. Baştan aşağıya kusursuz, her haliyle tatmin edici ve özlediğimiz türden bir iş, izlenmesi gereken bir hikaye, gidilmesi gereken bir film.

Sinema salonunda çıkarken “Bir daha mı girip izlesek ya?” diyenleri duydum. Ve sizin de bunu yaşayacağınızı iddia ediyorum.

İyi seyirler.

Gökhan Tosun
İZDİHAM

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın