Azer Bülbül Röportajı

Ahmet Altan’ın “Azer Bülbül’e ne oldu?” sorusuyla başlayan Azer Bülbül’ü arama macerası, tam iki ay sürdü. İki ay içinde çalmadığımız kapı kalmadı. Bir süre sonra hayatımın rutini haline gelen Azer Bülbül arayışında zaman zaman umutsuzluğa düşmedim desem yalan olur. İstanbul Plakçılar Çarşısı’nda bulamadık, “Onu Ankara’da görmüşler” haberiyle umudu Ankara’ya bağladık. Ankara’ya vardığımızda oradan ayrılalı niceydi, Konya’da görülmüştü en son. Konya’da çalıştığı gazinoya ulaştığımızda, ‘daha üç gün evveline kadar orada sahne alan Azer Bülbül şimdi yurtdışındaydı’. İnsan bir şeye ulaşamayınca bir yerden sonra kendiliğinden “platonik” bir sarma yaşar ya, bana da tam bundan oldu. Umutsuzca bilmem kaçıncı kez aradığım Bülbül’ün telefonumu açmasına duyduğum şaşkınlık bu yüzden. Bülbül meğer yeni albüm hazırlığı için “nihayet” İstanbul’a geri dönmüş. Sevenleri üzülmesin Anadolu’yu fersah fersah geziyor, arayanlar şaşırmasın telefonlarına bakmıyor. Bu arayışta en az benim kadar yorulanlar var, onlara teşekkürler sonsuz.
Sizi çok uzun zaman Ankara’da Konya’da aradık, nerelerdeydiniz?
Almanya’da kardeşim evleniyordu, onun düğününe gittim, oradan da Sevgililer Günü konserimiz vardı Hannover’e ona geçtim. Şimdi tekrar ayın 3’ünde büyük bir konserimiz olacak Amsterdam’da. Oğuz Yılmaz, Popstar Mehtap, Uğur Karakaş kardeşimizle oradayız. Oradan gelince de en son albüme gireceğim işte…
En son albüm 2007 yılında yayınlandı değil mi?
Evet, Zoruna Mı Gitti. İnşallah döndükten sonra Nisan’ın 15’inde yeni albüm için stüdyoya girip onu çıkaracağız…
Müzik hayatına nasıl başladınız?
Ooo, çok küçük yaşlarda başladım ben. Kars Arpaçaylıyım. 13-14 yaşlarında okulda türkü söylemeye başladım. Ondan sonra Almanya’ya gittim. Babamlar orada yaşıyordu. Müzik hayatımız Almanya’da devam etti. İşte orada bir düğünde şarkı söylerken Yıldız Tezcan ve ekibi de oradaydı. Beni gördü, derhal gruba dahil etti. Turneye çıktık. İşte benim adım aslında Subutay Keskin, Yıldız Tezcan Azer Bülbül adını verdiler bana.
Nereden çıktı peki Azer Bülbül?
Almanya’da Anadolu Gazinosu vardı. Asım Bey diye de bir patronumuz vardı. Onun orada konuldu bu isim. Öyle başladık…
Hadi Bülbül’ü anladık da, Azer nereden gelmiş aklına?
Yıldız Tezcan’ın aklına geldi, orada yazdı, nedenini bilmiyorum. Ben o zaman türkü söylediğim için herhalde. Öylece kaldı o isim. İlk gördüğü anda “Seni gruba dahil ediyorum” dedi. Hemen adımın yanına Azer Bülbül yazdı, fotoğrafımı aldı, o isimde kaldı gitti.
“Niye Azer?” diye sormadım. O zaman utangaçtım, çekingendim. Bir de yeni başlıyorduk, sorgulamadım, öyle oldu.
Nasıl Türkiye’ye geldiniz?
Sonra geldim işte, Türkiye’ye Uzelli Plak için altı yedi tane plak yaptım. Oradan 1994’te Barış Müzik’e geçtim. Burada Kurşun Yedim Sol Yanımdan diye bir parça söyledim, onunla birlikte Azer Bülbül oldu. Kendiliğinden oluverdi.
20 senedir bu piyasasındanız. İnişleri çıkışları çok bu piyasaya nasıl dayanıyorsunuz?
99’da askere gittim, iki sene askerlik yaptım. Askerlikten sonra biraz iniş yaptım gibi göründü ama tekrar toparladım. Allaha şükür. Şimdi iyiyim. Her sene bir şarkı patlamak zorundasın, kaset tutmadı mı, şarkı satmadı mı biraz iniş yaptın gibi görünüyor. Tabii bizim kendimizi tanıtmaya ihtiyacımız yok, zaten tanınmışız. Bir şarkıya bakan bir olay yani.
En son baktığımızda sizin için yapılmış bir site ilgisizlikten kapanmıştı?
Bilmiyorum ki. Ben kurmadığım için hiç bakmıyorum o sitelere. Dinleyici aralarında birbirlerine yazıp gönderiyorlar ben hiç bakmıyorum.
Ortada görünmediğiniz zaman şöhretinizi kaybetmekten korkumuyor musunuz?
Ben çok sevmiyorum göz önünde olmayı.
Neden?
Daha iyi böyle, daha rahat yaşıyorum hayatımı. Çok önde olsam bir sürü şey gelecek başıma, yakınlarıma. Ben böyle daha mutluyum.
Sizi göremeyen hayranlarınızdan tepki almıyor musunuz?
Ben onlara konserlerle programlarla ulaşıyorum sürekli. Sürekli Anadolu’yu geziyorum, onların bulunduğu şehirlere gidiyorum. Oralarda programlar yapıyorum. Halkın içindeyim hiç kopmuyorum onlardan.
80’li yıllarda Türkiye’de arabesk de, halk müziği de çok daha başka bir yerdeydi. Şimdi kulvarı kaydı, fantezi müzik olarak anılıyor.
İsmi değişiyor gibi oldu ama bizim türümüz aynı. Şu an piyasa çok kötü. İnternetten indiriyorlar şarkıları. Ama biz dinleyicilerimize ulaşmak açısından her sene ya da iki senede bir albüm yapmak zorundayız. Allaha şükür 100-150 elli bin satıyoruz, pek o kadar da iyi değil ama hiç satmayanlar da var. İnternetten şarkı indirmek Türkiye’de tam oturmadı, Avrupa’da her indirilen şarkı için 2 avro ödüyorlar. Türkiye’de ne zaman oturacak bilmiyorum. Onun dışında bir fark yok burasıyla orası arasında. Buradaki hayranlarım biraz daha kendilerini kesiyorlar mesiyorlar ama orada öyle bir şey yok, onlar aşmış biraz bazı şeyleri, biraz daha bilinçliler tabii.
Müslüm Gürses’in dinleyici kitlesi ve müzik tarzı size benzerken, son yıllarda bambaşka işlerle karşımıza çıkmaya başladı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pop, batı okumaya başladı. Şimdi sosyetenin Müslüm dedesi oldu. Ben başarılı buluyorum valla. Demek ki herkes her şeyi söyleyebilir. Ama ben türümü değiştirmeyi düşünmüyorum. Biz sevda ulaşılmazlığını anlatıyoruz. Bizim türümüzde Türkiye’de bizim gibi yaşayanlar, sevenler, ulaşamayanlar, varoşlar var. Zengin fakir olduğu müddetçe sevda ulaşılmazlığı var. Müslüm dede oldu, bana artık baba derler. O dedemiz artık.
Hayatınızı şarkılarınızdaki gibi yaşıyorsanız, bu iniş çıkışlarla yaşamak zor olmuyor mu?
Valla biz sürdürüyoruz Allaha şükür. Mecbur sürdüreceğiz, başka iş yapmıyoruz, bizim işimiz sanat. İşimiz bu bizim. Müzikten ayrı kalmıyorum elimden geldiği kadar. İstanbul’daki sanatçı arkadaşlarımın birkaç tanesiyle sürekli görüşüyorum. İbrahim Erkal, Metin Şentürk samimi dostlarım. Bu internet hepimizi biraz küstürdü. Eskiden 1 milyon satıyorduk, şimdi 100 bin satıyoruz. İnsan üzülmez mi? Emeğimizin karşılığını alamıyoruz ama sahneye ağırlık veriyoruz, programlara çıkıyoruz artık.
İlk çıktığınız zaman nasıl tanındınız?
İlk çıktığımda Kurşun Yedim Sol Yanımdan şarkısı patladı. Kaset 1 milyon 400 bin sattı. O zaman çok büyük bir rakamdı. Benim mesela Zordayım kasetim 1 milyon 800 sattığı zaman İbrahim Tatlıses’in Ah Keşkem kaseti 300 bin satmıştı. Ondan sonra kendiliğinden oluştu bütün kareler. Bir anda oldu.
Ankara’da, Konya’da daha küçük yerlerde sahne almak bu şöhretten sonra sizi üzmüyor mu?
Ben her yere gidiyorum, herkese ulaşmak için. Sadece İstanbul’da yaşayan insanlara değil. Ben de herkes gibi insanım. Bir sesimiz güzel diye insanlara starlık yapmak çok da iyi bir davranış biçimi değil. Ben hiç de koskoca değilim, Allah koskocadır. Hiçbir zaman dinleyicilerime star gibi davranmadım. İnsan sevenlerinden korkar mı? Bu meslek nankör bir meslek. Sen bırakmadığın anda bakıyorsunuz o seni bırakmış.
“Kan görmeye dayanamam”
Hâlâ konserlerinizde kendilerini kesenler var mı?
Hâlâ yapıyorlar. Ben geçen gittim Konya’ya gene kesti kendini çocuk. Üzüldüm ama ne yapacaksın? Yapıyorlar işte. Ben sahneden görüyorum onları. Şarkı söylerken gözümü açıyorum bakıyorum ki ortalık kan olmuş. Allahım… İyi ama çok kötü oluyorum, ben zaten kan görmeye dayanamam. Kan tutar beni. Söylüyorum “Yapmayın etmeyin” diye ama onlar babalarını dinlemiyorlar ki, beni mi dinleyecekler?
Onlardan biriyle konuşma fırsatınız oldu mu?
Konuştum. “Kendimden geçiyorum abi seni görünce” diyor. Sokakta görüyor, selam veriyor ama konser anında gördüğü zaman psikolojisi ayrı. Onu anlayamadım ben. Bir de beni görünce mi artık, bilmiyorum. Onlar hastaneye falan gitmiyorlar. Kendi kendilerine kapanıyor yaraları. Jiletle kesiyorlar ama çok ince kesiyorlar, yöntemini biliyorlar. Adana konserinde bıçakla kendini kesen oldu. Fırladı çıktı sahneye.
Bir Müslüm Gürses, konserleri böyle bir sizinkiler…
Böyle anılmaktan çok rahatsız oluyorum ama engel olamıyorum. Sahneden inip elinden jileti mi alacağım? Ona zaten engel olamazsın, jileti kimin elinden alabilirsin ki? Tak, tak, tak atıyorlar kendilerine. Bir de dillerinde saklıyorlar, aramalarda bulunmuyor. Üst araması yapılıyor ama dillerinde sakladıkları için bulunamıyor.
“Mahsun benim şarkımdan esinlenmiş”
Ama sizin şarkılarınızın üzgün insanı biraz daha üzmesi kaçınılmaz. Mesela Dardayım. 
O zaman ben çok dardaydım. Ben kendi üzerime yazarım tüm şarkıları ama bütün insanlar arasında benim gibi yaşayanlar var demek ki bir duygu paylaşımı oluyor. O andaki psikolojim neyse onu yazıyorum, onu söylüyorum. Benimle aynı durumda olan insanlar da var. Tutan şarkıların çoğunu ben yazmışımdır, Kurşun Yedim, Dokunmayın Çok Fenayım, Zordayım, Ben Babayım. Bunlar hep benim hayatımın içinden çıkan şeyler. Zaten yaşanmış olmasa önem taşımaz bence. İnsanlara da gerçek oldukları için bu kadar yakın geliyorlar bence. Herkes darda, demek ki zamanla herkesin dünyasına giriyor.
Mahsun Kırmızıgül Güneşi Gördüm filminde benim şarkıdan esinlenmiş. Ben Babayım şarkısının sözlerine bakın: “Üç oğlum var biri dağda, biri asker biri zorda.” Çok güzel bir film ama seyrettim, tebrik ediyorum Mahsun’u. O şarkıyı Hamza Dekeli babamız vardı onunla köyde bir akrabamız vardı, Mahmut Abi, ona bakarak yazmıştık. Bir oğlu asker, bir oğlu dağdaydı, biri de zordaydı, Gerçek yaşanmış bir olaydı. Dekeli mahkemeye vermiş galiba. Ben öyle şeyler yapmam, bir de tebrik edeceğim kendisini.
Sizin bir imajınız var mı?
Baba diyorlar daha ne desinler. Normal hayatımda hiç kot falan giyemem. Zaten yakışmıyor diyorlar. Spor da yapmıyorum, sahne benim sporum. Evde eşofman giyiyorum bazen. Zaman bulursam saunaya gidiyorum o zaman giyiyorum bir de. Azer Bülbül böyle oluştu, öyle de devam ediyor. İnsanlar da görse yadırgar zaten.
Şimdi ne yapıyorsunuz?
Albüm hazırlıkları sürüyor. Yıldız Tilbe’nin de Barış Müzik’ten albümü çıkacak, onun için sekiz şarkı hazırlamış. Ondan bir şarkı alacağım, bir şarkıda da beraber düet yapacağız. Bir dizi çalışmamız vardı, altı bölüm çektik, daha yedi bölüm çekilecek. Albüm nisan-mayıs gibi çıkmış olacak.
“Subutay” olarak 18 yıl yaşadım.
Boşandınız mı bu arada?
Boşandım, o iş bitti. 10 aydır bekârım. 12 senedir boşanamıyordum. Seneler önce babamların isteği üzerine bir evlilik yapmıştım.
Karınız için “Ayakları kokuyordu” dediğiniz doğru mu?
Yok ya olur mu, insan hiç öyle söyler mi? Öyle birşey yok. Zaten üç gün birlikte yaşadık. Evlendikten üç gün sonra ben çıktım gittim, sonra geri dönmedim. Ailemin isteğiyle evlendim tamamen. Evi terkedince aileden tepki oldu ama dönmedik bir daha, bir kere çıkmış gitmişim. Muhalefet edemedim evlenmeye çünkü ekonomik özgürlüğüm yoktu. O zaman yaşım 19’du. Evlenince o düzeni gördüm, akşam kaçta geliyorsun, kaçta gidiyorsun falan derken sıkıldım. Artık ailem de beni kabul etti. Babam bile “Azer Bey naber” diyor. 18 sene Subutay’dım, 20 senedir Azer’im. Azer daha çok yaşadı Subutay’dan.
“Titremem duygu yoğunluğundan”
Arada uyuşturucu tedavisi gördünüz değil mi?
Tabii, üç sene tedavi gördüm. Allaha şükür o işler bitti. Bir yerlere geldiğiniz zaman etrafınızda olumsuz kişiler oluşuyor. Avrupa’ya gidiyorsunuz, orada bir takım arkadaşlar falan. Bir ara uyuşturucu kullanma durumumuz olmuştu. Zaten yakalanmıştım, biliyorsunuz. Sonra tedaviye gittim, üç sene tedavi gördüm yurtdışında. Bu da bu işin bir parçası olması gerekiyor zannediyorum. Ama arkadaşlarıma, gençlerime tavsiye etmem. Allah düşmanımı düşürmesin. Tükenmişlik, bunalım, hayatın bölümlerinden birisi işte. O kadar insanın içinden geliyorsun odanda tek başınasın, bu bir yalnızlık değil mi sizce?
Sahnede titreme neden oluyor?
Tamamen duygu yoğunluğu. Ben bile ne yaptığımı bilmiyorum. Çekiyorlar kameraya, izleyince ben bile şaşırıyorum. Valla ben şarkı söylerken kendimi unutuyorum inanın yani. Çünkü kendimi yaşıyorum o sözlerde. Biraz da hisleniyoruz herhalde. Konserlerim 1-1.5 saat sürüyor. Zaten bir saatte kendimi bitiriyorum ben. Hep peş peşe şarkı söylüyorum. Bir ilk çıktığımda “Hoş geldiniz” derim, ondan sonra hiç konuşmam. Konuşmayı pek sevmem. Şarkı kalmayınca iniyorum sahneden. En başından böyle başladım, böyle gidiyorum, kimseyi taklit etmedim ama beni taklit edenler var herhalde…
İzdiham’ın bu röportajı okuyanlara hediyesidir

İZDİHAM
Taraf Gazetesi / Ayça Örer
İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: