Ayşe Olgun, İlhami Çiçek’in ağabeyi ile röportaj yaptı

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın” dizelerinin sahibi İlhami Çiçek 33 yıl önce hayata veda etti. Uzun yıllar sonra suskunluğunu bozan kardeşi M.Latif Çiçek, abisini “İçinde fırtınalar koparken o sessiz ve sakin yüzünü gösterdi yaşadığı dünyaya. En yakın çevresi, edebiyat çevresi dahil pek anlayan çıkmadı diyebilirim” sözleriyle anlatıyor.

 

Bundan tam 33 yıl önce bir haziran günü aramızdan ayrılan şair İlhami Çiçek’ten geriye kuşakları etkileyen güçlü şiirleri kaldı. İlhami Çiçek’in şiirleri dışında hayatı üzerine bugüne kadar çok fazla şey konuşulmadı hatta bu konuda ailesi özellikle sessiz kalmayı tercih etti. “Aramızda bir buçuk yaş vardı, biz liseyi bitirinceye kadar birlikte büyüdük” diyen kardeşi Mehmet Latif Çiçek uzun yılların ardından suskunluğunu bozarak abisi İlhami Çiçek’i Yeni Şafak Pazar okurlarına anlattı. Abisinin anısına 1991 yılında “Göğekin” kitabını yayınlayan M. Latif Çiçek şimdi yine abisiyle ilgili ikinci bir kitabın hazırlığında. İlhami Çiçek’in şiirlerini, mektuplarını, söyleşilerini, üniversitedeki bitirme tezini içeren çok kapsamlı bu kitabın hazırlıklarını sürdüren Çiçek, abisini şu cümlelerle anlatıyor: “İçinde fırtınalar koparken o sessiz ve sakin yüzünü gösterdi yaşadığı dünyaya. En yakın çevresi, edebiyat çevresi dahil pek anlayan çıkmadı diyebilirim. Mülkiyet kavramına bakışı Sezai Bey (Karakoç) gibiydi. İnancında ve hayatında dünya malına yer yoktu. Efendimizin (s.a.v )kutlu sözündeki gibi bir garip olarak sessiz yaşadı ve öldü. Mekanı cennet olsun.”
İlhami Çiçek’in çocukluğundan ölümüne kadar hep yanında olan Mehmet Latif Çiçek, şairin çocukluk anılarından, geçirdiği hastalığa, edebiyata olan ilgisinden piyasada bulunmayan “Satranç Dersleri” kitabının nasıl basıldığına kadar pek çok üstü örtülü kalmış hatırayı, fotoğraflarıyla birlikte ilk kez paylaştı.

Latif Çiçek’le bundan tam 50 yıl önce İlhami Çiçek’le bir bayram günü çekildikleri fotoğrafın hikayesiyle başlıyoruz konuşmaya:

“İlçemizde bayramlar çeşitli etkinliklerle kutlanırdı. Fotoğraf Oltu’da, hafızam beni yanıltmıyorsa 19 Mayıs 1966 bayramında çekildi. Ben ilkokul beşinci sınıftayım, ağabeyim ortaokul birinci sınıfta. O zamanlar şapka kanunu vardı. Arkada tarihi Aslan Paşa Camii ön cephesi, ayağımızda ‘kayrika’ dedikleri naylon ayakkabılar, fotoğrafçı dükkânına yakın bir sokakta çekilmiştik. O her zamanki sükûneti ve kayıtsızlığıyla dururken ben asker gibi dik ve heyecanlı haldeyim. Okulda başarılı bir öğrenci idi. İçimizde ilk teşekkür ve iftihar belgesini alandı.”

 

İlhami Çiçek-M. Latif Çiçek

 

İLK ÖĞRETMENİ BABAMDI

Oltu’da doğup büyüyen, ilk ve orta öğrenimini Oltu’da tamamlayan İlhami Çiçek’in lise ve üniversite eğitimi için ise Erzurum’a geldiğini söyleyen Çiçek, “ Babamız öğretmendi, ilkokul beşinci sınıfa kadar bizi köyde kendisi okuttu, ağabeyim ve ablamı mezun etti” diyor. Aralarında çok az yaş farkı olmasına rağmen mizaç olarak birbirlerinden çok farklı olduklarını dile getiren Çiçek, abisi İlhami Çiçek’in çocukluk günleriyle ilgili şunları aktarıyor: “Ben hareketli, heyecanlı, meramını büyük harflerle ifade eden biriyken, ağabeyimin doğuştan mizacı sakindi. İçe dönük, az ve öz konuşan biri olduğunu söyler annem. Aklımın erdiğinden beri, yüzünde olgun ve yetişkin insanlara has tevazu ifadesi hâkimdi. Komşu hanımlar anneme derlermiş ki; ‘Letafet hanım İlhami efendi yanımızdan geçerken elimizde olmadan, bir büyük insan geçiyormuş gibi kendimize çekidüzen verme ihtiyacı hissediyoruz, çok asaletli bir çocuk.’ Çok konuşmaması karşısındakilerin olur olmaz konularda cümle kurmasını engellerdi. Bana şu sözü insanlarla iletişim dili hakkında öfke kontrolümü sağlayan uyarıcı bir atasözü gibi olmuştur: ‘Hayatta lüzumsuz sorulara lüzumsuz cevaplar vermeyeceksin yorulursun’. Sürekli okuyan birisi olması hasebiyle dağarcığındakileri paylaşacak muhatap bulamaması da içe kapanıklığını destekleyen bir haldi.”

AŞIK SÜMMANİ EVİMİZDE KALIRDI

İlhami Çiçek’in yaşadığı dönemin ötesinde güçlü şiirler kurmasını kardeşi Mehmet Latif Çiçek, çocukluk yıllarından itibaren şiirin içinde olmasına bağlıyor ve şu bilgileri veriyor: “Halk aşığı, Hak aşığı olarak bilinen ve sevilen Aşık Sümmani Baba, büyük dedemiz Mehmet ağanın dostu ve yareni imiş, köyümüze geldiğinde evimizde kalırmış, bu yüzden halk müziği, halk şiiri, sesiyle, sözüyle çocukluğumuzdan itibaren kulaklarımızı doldurmuştu. Çoğu ozanın şiirlerini ezberlemek ve gündelik hayatımızda veya yeri geldiğinde karşılaşılan olumsuz bir duruma karşı sabır eşiğimizi yükseltmek adına bir dörtlük söylemek iletişim kurma yöntemiydi. Sümmani Baba’nın torunu Nusret Sümmanioğlu rahmetli de ağabeyimin kirvesi idi. Rahmetli babam köyde, kış gecelerinde halk aşıklarını çağırır ve geceler düzenlerdi. Bütün köy bu etkinliğe katılırdı.Kulaklarımız halk müziğinin hüznü ve kederi besleyen akorduna ayarlanırdı.”

 

 

YANIK SESİYLE TÜRKÜLER SÖYLERDİ

İlhami Çiçek’in o yıllarda sadece şiire değil müziğe de ilgi gösterdiğini belirten M.Latif Çiçek, “Ağabeyimin sesi çok yanıktı, bazı türküleri çok güzel söylerdi. Mesela seferberlik türküsü olan ‘Göç göç oldu göçler yola dizildi’ türküsünü çok severdi ve çok güzel okurdu” diyor ve bir hatırasını aktarıyor: “Bir gün, elimizde enstrüman olmadığı için annemizden habersiz, babamızın şehirden getirdiği ve o gün için pahalı sayılan, emaye maşrapayı (kulplu büyük bardak) aldık, okulun paydos olmasını bekledik okula gittik, ben sıraya vurarak, ağabeyim bir metal çubukla emaye maşrapaya vurarak ritim tutturdu ve saatlerce türkü söyledi. Tabii maşrapa kabuk attı, metali ortaya çıktı, eve gittiğimizde annem çok kızacağı için suçu ben üstlendim.Yaramazlık konusunda vukuatım çok olduğu için de annem bana kızdı. Yine o zamanlar okullarda şiiri haykırarak söylemek, hamaset yapmak daha çok kabul görürdü. Buna rağmen o, Oltu’da yapılan şiir okuma yarışmasında Faruk Nafiz Çamlıbel’in Çoban Çeşmesi adlı şiirini çok duygulu bir tonda okuduğu için birinci oldu ve güzel bir dolmakalem hediye ettiler.”

KEMAL TAHİR’İ ZİYARET ETMİŞ

Şiirin, müziğin içinde büyüyen İlhami Çiçek’in kitaplara ise aşırı düşkünlüğü varmış. Babaları da çocuklarına hem okumayı öğütler hem de İstanbul’daki yayınevlerine mektuplar yazarak çocukları için Oltu’ya kitap getirtirmiş. O günleri M. Latif Çiçek şöyle anlatıyor: “Babamızın öğretmen olması bizim için büyük bir şanstı. Bize devamlı ‘oğlum vakit nakittir, okuyun’ derdi. O zamanlar Oltu’da, Erzurum’da kitap temin etmek çok zordu, babamız İstanbul’da yayınevlerine mektup yazar, kitap getirtirdi, çeşitli hikaye kitapları, yardımcı ders kitapları, hatta Hayat Ansiklopedisi ilk çıktığında Oltu’da ilk bizim eve girdiğini biliyorum. Biz de çevrede herkesi bu imkanlarımızdan yararlandırırdık. Evimize o dönem yayımlanan hikaye kitaplarının çoğunun girdiğini biliyorum. Zaten Erzurum’a lise ve üniversite eğitimi için gittiğimizde ilk kitaplığımızda oluşmaya başlamıştı. Milli Eğitim Bakanlığının yayımladığı batı, Rus ve şark İslam klasikleri serisinin tamamı evimizde vardı. Ağabeyim özellikle Rus klasiklerini ve Dostoyevski’yi çok sever ve okurdu. Bana, Suç ve Ceza ve Ölü Bir Evden Anılar adlı eserini ısrarla okutmuştu. Dini eserlerden sayılan, Bostan-Gülistan, Menakıbülarifin Fi Zümretüssalihin-Ariflerin Menkıbeleri, Kelile ve Dimne, Mesnevi, Yunus Divanı da okuduğu kitaplar arasındaydı. Yine Cengiz Aytmatov’un hikayeleri ve romanlarının tamamı, Kemal Tahir’in yayımlanan tüm kitaplarını okurdu. Hatta kendisini 1972 yılında Hareket dergisinde çalışırken ziyaret etmiş. Tabii Nurettin Topçu hocaya çok saygı duyardı aynı zamanda. Hocanın tüm eserlerini, dolayısıyla felsefe alanında yazılan ve Erzurum’da kitabevlerinde var olan kitapları, varoluşçuluk üzerine yazılan Bergson dahil tüm eserleri okuduğunu söyleyebilirim. Sezai Karakoç’un eserleri üzerine ise doktora yapacak kadar vakıftı. Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’nı okuduktan sonra söylediği ‘Nazım Türk halkını sözüyle okşayan şairdir’ lafı da sanırım Nazım’ı en iyi tarif eden sözlerdendir. “

İLK ŞİİRİ ÖDÜL ALDI

Erzurum Lisesi’nde okurken sosyal konularda abisi İlhami Çiçek’in çok aktif olduğunu dile getiren M.Latif Çiçek, “O yıllarda tiyatro oyunu sergiledi, Anadolu Fikir Derneği’nin Taşhan’da küçük, izbe bir yeri vardı, oraya gider ve sohbetlere katılırdı. Derneğin çıkardığı Adımlar dergisinin açtığı şiir yarışmasında en iyi şiir seçilen Otel Odası adlı şiiri yayımlandı ve o tarihlerde Erzurum’un yerel gazetelerinden Hürsöz’de hece vezni ile şiirleri yayımlanırdı. ”

İlhami Çiçek'in 1982 yılında Kırıkkale Lisesinde  öğretmen yaptığı döneme ait bir fotoğraf. Sınav esnasında çekilmiş

 

SATRANÇTA RAKİPSİZ

Erzurum’da edebiyat fakültesinde okuyan İlhami Çiçek’in üniversiteye başlamadan bir yıl önce (1971) Hareket dergisinin Erzurum’da açtığı Dergah Kitabevini çalıştırdığını ve bu kitabevinin Çiçek’e yeni bir kapı açtığını söyleyen M.Latif Çiçek, Tarihi Taşhan’da üniversiteden ve dışarıdan gelenlerle büyük bir edebiyat çevresi oluştuğunu ve satranca ilgisinin de bu yıllarda başladığını dile getiriyor. “Satranç oyununu meraklılarıyla oynardı ve pek yenilmezdi” diyen Çiçek, yine Erzurum’un yetiştirdiği genç yaşta hayata veda eden felsefeci yazar Ali Karaavcı ile çok uzun süren felsefi sohbetler yaptığını söylüyor.

MÜNZEVİ BİR HAYAT

İlhami Çiçek’in divan edebiyatına özel bir ilgi duyduğunu da sözlerine ekleyen M. Latif Çiçek kardeşinin şiir ve edebiyat sevgisini şöyle anlatıyor: “Belleği yüzlerce divan şiirini saklar ve dost meclislerinde sohbet ahengi bulmuşsa ezberinden Fuzuli divanından okurdu. Şeyhulislam Yahya, Kadı Burhanettin, Cahit Zarifoğlu, Cemal Süreya, Atilla İlhan, Edip Cansever ve illa Asaf Halet Çelebi önemsediği, okuduğu diğer şairlerdi. Üniversitenin son senesinda Edebiyat Dergisi yazarlarını ve Nuri Pakdil’i takip etmeye başladı. 1979’da üniversiteden mezun olup Kırıkkale Lisesine edebiyat öğretmeni olarak atandığında bu iletişimi ileriye taşıdı ve şiirlerini vermeye başladı. Hastalığı da orada yalnız ve sağlıksız beslenme düzeni olduğundan başladı. Nasıl hasta olmasın ki, beslenmesine hiç önem vermezdi, sigara ve çay temel gıdasıydı. Okul dışı vakitlerinde bekar evinde kitaplarıyla baş başa münzevi bir hayat sürermiş ve bu dönümde ziyaretine sık sık rahmetli Cahit Yeşilyurt gelirmiş. Yeşilyurt’un anlattığına göre bir gün Gazali’nin dört yüz sayfalık Kimyayı Saadet adlı eserini akşam başlıyor okumaya, ertesi gün ışıyıncaya kadar, tam on yedi saatte bitiriyor, tabii bu duruma hiçbir bünye dayanamaz, nitekim dayanamadı da. ”

Edebiyat Dergisi için karısının bileziklerini sattı

İlhami Çiçek’in Edebiyat Dergisi çevresiyle Kırıkkale Lisesinde öğretmenlik yaptığı dönemde sıkı bir ilişkisi olduğunu ve bu yoğunlaşan ilginin ölümüne kadar devam ettiğini söyleyen M. Latif Çiçek “Herkesin aylık gelirinin bir kısmını katkı olarak sunduğu dergiye ağabeyim hanımının kolundaki bileziklere varıncaya kadar vermiştir. Ağabeyim diğerkam biriydi, hasta haliyle, ağır ilaçlar kullanmasına rağmen benden Edebiyat Dergisi’ndeki arkadaşlarla görüşmemi ve onlara elimden gelen yardımı yapmamı öğütlerdi, ancak dergideki arkadaşların ilgisinin aynı olduğunu söyleyemeyeceğim, bir kaç istisna hariç bu ve benzeri konuları abimle ilgili çıkaracağımız yeni kitabımızda anlatıyoruz” diyor.

Eş dosttan şiir kitabını bulduk

Çiçek, abisinin hatırası olan şiir kitabıyla ilgili ise Edebiyat Dergisi’nin çevresine olan kırgınlığını şu cümlelerle paylaşıyor: “Nuri Pakdil’in bir gün Edebiyat Dergisinin bütün kitaplarını dağıttığını duyduk, ancak ağabeyimin evinde bile kendi kitabı yoktu, bize haber vermedikleri için Göğekin’i yayımlarken eşden dosttan Satranç Dersleri kitabı temin ettik. Bugün oğlu Abdurrahman Nuri Çiçek’in elinde babasının kitabının ilk baskısı yoktur.”

 

Kaderine yürüdü

“Ölümünün üzerinden otuz üç yıl geçmesine rağmen yazdıkları eskimedi. Evrensel mesajın tercümesini yapmağa çalışan, kaygılarını besleyen her olay ve insana rağmen umudunu koruyan bir üslupla yazılan şiirlerdir” diyen M.Latif Çiçek, İlhami Çiçek’in şiirini anlamak için Kur’an’ı anlamak ve tarih iyi bilmek gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Son yüz elli yılda, talan edilmiş bir coğrafyada, çizik çizik, yara bere içerisinde garip kalmış insanların hüznünü sahiplenmek gerekir. Biraz da bu yüzden yeni kuşaklar; hamasetin dışında bir dili olan ve sahici bir kederin hasbiliğin, yani ins olmanın somut ifadelerini buldukları için İlhami Çiçek’i yaşatacaklar.” Abisinin son günleriyle ilgili ise şu bilgileri veriyor: “Epilepsi teşhisi konmuştu. Doktorlar askerlikten muaf raporu vereceklerdi ancak bu rapor ile öğretmenliği de elden gidecekti diye kabul etmedi. Ben muaf olması için ısrar etmiştim, bana ‘bu saatten sonra ben başka bir iş yapamam’ diye kabul etmedi ve kaderine yürüdü. Ağır ilaçlar kullandığı kısa dönem askerlikte terhisine onbeş gün kala kriz geçirip üçüncü kattan atlıyor. Babama haber veriyorlar, İstanbul’dan Ankara’ya geldiler ve gece yola çıktık sabah Tokat’a vardık tedavisinin dördüncü yılında Hakka yürüdü.”

Satranç Dersleri’ni hastaneye ilk ben götürdüm

14 Haziran 1983 günü aramızdan ayrılan İlnami Çiçek’in ölümünden bir ay önce, Edebiyat Dergisi Yayınları arasında çıkan Satranç Dersleri adlı şiir kitabını abisine kendisinin taktim ettiğini dile getiren M. Latif Çiçek, “Şiir kitabını tedavi için Ankara Mevki Hastanesine geldiği zaman kendisine ben götürmüştüm ve memnuniyetini çocuk masumiyeti tebessümü ile göstermişti” diyor. Ölümünden sonra, hakkında yazılanları, notları arasında olup yayımlanmayan metinleri, şiirleri o günün koşullarında derleyerek Göğekin adlı kitabı çıkaran Çicek, “Aile olarak yıllardır bu konuda konuşmamayı tercih etmiştik, ancak Yeni Şafak için bu açıklamaları uygun gördük” diyerek şu bilgileri de bizimle paylaşıyor: “Abim ilk kitabının adı için dört isim önermişti: Bir Hüznün Mesnevisi, Düş Gören Atlar, Kabusa Beyaz Bir Su ve Satranç Dersleri. Dergi yönetimi belki de Nuri Pakdil Satranç Dersleri adını uygun görmüş öyle yayınlanmıştı.Yeniden baskı çalışması yaparken kitabın kapak resmini çizen, dostum, güzel insan, merhum karikatürist Nejdet Konak Yunus Emre’nin şiirine gönderme yaparak Göğekin ismini önerdi ve bu isimle bastık. Kitap yayımlanıp, okurlarla buluştuktan sonra olumlu tepkilerin yanında sosyal medyada doğru olmayan, hayali, üretilmiş bol miktarda ifadelerin olduğu paylaşımlar da oldu. Bu güne kadar bunlara ayrı ayrı cevap vermeyi uygun bulmadık ve aile olarak, tarafımdan hazırlık çalışması devam eden İlhami Çiçek kitabını yayımlamaya karar verdik. Şu an İlhami Çiçek hakkında yayımlanan haber, görüntü, arkadaşlarından hatıra, anekdot, fotoğraf ve el yazısı gibi belgeleri topluyoruz. İnşallah tamamladığımızda okuyuculara ulaştıracağız. Ayrıca abimin Edebiyat Fakültesinde Ahilik üzerine yazdığı mezuniyet tezini de bu kitapta yayınlayacağız.”

 

 

 

 

Ayşe Olgun, Yeni Şafak

İZDİHAM

 

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: