Aykut Ertuğrul, Amarula Cehennemdir!

Gözlerim seğiriyordu. Bulutlar hızlandı. Karardı, kızardı, beyazladı, şekiller değişti, köpürdüm. Havalandım.

Kanım geri döndü.. Kaplan dişlerini etimden çıkardı. İri pençelerini göğsümden çekip toprağa bastı, kalbim yavaşladı, bacaklarımın arası kurudu. Kaplan geri doğru sıçradı, gözlerini gözlerimden ayırmadan koştu. Elli adım kadar geride kayboldu. Dağı seyrediyordum. Damlaların yerden yükselişini. Her birini siyah bir melek göğe taşıyordu. Her biri içinde bir dağ taşıyordu. Yağmur yağdı. Göğü seyrettim. Amarula ağacına kadar geri geri yürüdüm. Damağım serinledi. Amarulayı ısırdım. Bir amarula aldım, bir tane daha. Elimdeki amarulayı yaprakların arasına gizledim. Gerilemeye devam ettim. Bıraktım; ok ve yayımı elimle… Eğildim. Yayı sırtımdan çıkardım. Etrafı seyrederek kabilemin yanına kadar yürüdüm. Usta Gwandoya’nın önünde bağdaş kurdum. Kızgınlıkla bir şeyler söylüyordu. Ben yarısını duymuyor, duyduğum kadarını da anlamıyordum zaten.

Gök düzeldi, gözlerim düzeldi, yere indim.

Transtan çıktım mı? Kanlar içinde yerde yatıyordum. Ah Gwandoya! Kahinlik yoktu benim fıtratımda söyledim. Ben “şey” olmak istiyordum. Gwandoya ne zaman bana kızsa böyle derdim:

“Şey… şey olacağım…”

“Akuji seni aptal, ne olacaksın peki!”

Gök kızardı. Gözlerim seğirdi. Havalandım.

Gwandoya bir şeyler daha söyledi. Bu defa anladım:

“Beni iyi dinle! Bugün görüşün açılacak Akuji,”

İstemiyordum, Sheba için bile istemiyordum.

Gwandoya konuşuyordu:

“Bugün amarula yeme sakın, amarula cehennemdir.”

Kahinin güzel kızı Sheba’nın yumuşak bakışını görünce daha çok… Ezildim. Utandım. Yanaklarım kızardı. Acıdı. Ustam elini hızla yanağımdan çekti.

Gök düzeldi. Gözlerim düzeldi. Yere indim.

Amarula yediği için görüşü ters tarafa doğru açılan kahinin hikayesini hatırladım. Amarula yüzünden geleceği değil geçmişi görüyormuş, üstelik bunu kontrol etmek imkansızmış. Kahin sonunda delirip geriye doğru yürüyerek kendini öldürmüş. İyi ki ölüyorum. Görüşümü doğru kazanabilseydim, gelişini farkedeceğim kaplana şükredecektim; gök kızardı… ama artık doğmamıştı bile. Başlangıca doğru havalandım.

*Bu öykü daha önce “oğlan bizim kız bizim” fanzinde yayımlanmıştır.

 

Aykut Ertuğrul

İZDİHAM

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: