Andrei Tarkosky, Andrei Rublev

Andrei Tarkovsky’nin ikinci filmi olan Andrei Rublev, 15. yy.’ın başlarında Rusya’da geçmektedir. Rus Ortaçağı’nın dönemin en önemli Rus ressamı, ikon ve fresk sanatçısı Andrei Rublev üzerinden anlatıldığı filmde, bir ressamın mistik ancak izleyiciye saf gerçekçi yansıyan yolculuğu sırasında karşılaştığı durumlar betimlenerek, Ortaçağ Rusya’sına değinmek istiyor Tarkovsky. Aslında iki başlı bir anlatım çerçevesi çiziyor bize. Biri halk ve soylu çatışması çizgisindeki meseleler iken diğeri ise ferdi maneviyatın tekamülüne imkan veren evrelerin duyurulması şeklindedir.

Filmde ressam Andrei Rublev ile arkadaşı Kirill, Yunan ikon sanatçısı Theophanes’den bir iş teklifi alıyorlar. Bu teklifi ikisi de kabul ediyor ancak Kirill, Rublev’e duyduğu kıskançlık duygusunun ağırlığı ile ikisinin de bağlı bulunduğu cemaatten ayrılıyor. Rublev ise işi başka bir ekiple yürütmeye çalışıyor. Ancak Rublev ve ekibi bir türlü verimli bir çalışma gayreti içinde bulunamıyorlar. Onları etkileyen birçok etkene sonraki bölümlerde değinileceği için detay anlatıma gerek duymuyorum. Rublev ve beraberindekilerin bulundukları bölge Tatarlar tarafından saldırıya uğruyor. Saldırı halkın büyük bir kısmının ölümüne yol açıyor. Bu işgal sırasında Rublev de bir Tatar’ın bir kadına tecavüz etmesine müsaade etmemek için bu Tatar’ı öldürüyor. Filmin dönüm noktalarından biri olarak bu ölüm, Rublev’in sessizlik yemini ederek, işlediği günahın kefaretini ödemesine yol açıyor.

 

Andrei Tarkovsky, Doğu mistisizmi etkisinde bir Hıristiyan geleneği sorgulaması yapıyor. Batı Ortaçağı’nın topyekün değerlendirmesini, Rus Ortaçağ üzerinden yaparak olgunun tezahürlerinden birini gözler önüne seriyor. Bir decadence eleştirisi yaparken, diğer yandan da Doğu mistisizmi etkisi altında belki de bir Hıristiyan/Batı mistisizmini oluşturmaya veya eğer var ise yaşatmaya gayret ediyor.

Filmde bir sanatçının yaratımdan vazgeçişi anlatılmaya çalışılıyor temel olarak. Bu durumun filmin temelini oluşturması fikri tamamen yönetmene ait ancak bunun sebebini de kendisi bir röportajda bu minvaldeki bir soruya verdiği cevapla anlatıyor bize; ‘Rublev’in kariyerinde bir boşluk, yaratımsız geçen önemli bir dönem olduğu biliniyor. Bu dönemi bir reddiye olarak yorumladım. Ama mesela, Rublev’in bu dönemde Venedik’te olduğunu ispatlayan bir başka yorum çıkarsa ne şaşırırım ne de şok olurum. Ben bir Rublev yarattım ama başka yorumları da kabul ederim.’ Filmin belgesel anlamındaki yönelimi bu iken, fikri planda; Tarkovsky düşüncesinde yaratım sürekli bir haldir ya da sürekli olması gereken bir haldir. O bir dua ve yakarış biçimidir ki Rublev’in duasını nasıl ettiğini ve nasıl bir yakarışta bulunduğunu daha önce tahlil ettik.
Filmin anlatımındaki ikilikten ve muhtevanın özel/genel ilişkisindeki konumundan söz etmiştik. Burada değinmek istediğim diğer bir ikilik ise bir tavır olarak Tarkovsky’nin yaşadığı dönem ve içinde bulunduğu ortama bir sözünün olduğu şeklinde yorumlanabilir. Film SSCB döneminde yayınlanmış ve Komünist rejimin baskıları ve zorlamaları sonucu 39 dk. Kısaltılarak, 1971’den itibaren Batı’da gösterime girebiliyor. Bu bize şunu anlatmalıdır; Tarkovsky, sonrasında maruz kaldığı hareketin tasvirini filminde, öncesinde yapıyordu. Tarkovsky’nin bir sanatçı olarak karşı karşıya kaldığı bu durum, Andrei Rublev’in kimliğinde somut bir anlatım biçimine dönüşmüştü.
Anlatılanlar sonucunda sorgulanabilecek noktalardan biri de yönetmenin mensubu olduğu topluma bu film ve bu şahsiyet üzerinden bir mesaj verip vermediğidir. Eğer bu film böyle bir mesaj içeriyorsa içerik nedir? Eğer içermiyorsa bile bu durum böyle bir yoruma açık mıdır? Eğer bir mesaj varsa bu Rus halkının sahip olduğu ancak unuttuğu ruhu geri getirebilmesi istikametinde yorumlanabilir. Tabi ki bu yorum genelleştirilebilir bir yapıya da sahip. Ancak yönetmen filmin hazırlık, çekim ya da yayın aşamasında böyle bir kaygı gütmediğini, bu kaygının ancak Batı ile Rusya arasındaki bir meselenin ürünü olarak, bu kaygıyı güdenlerin sahipliğinde varolabileceğini, kendi kelimeleri ile söylüyor.
Yönetmen, her ne kadar Rus toplumuna verecek bir mesajı yok diyorsa da, bir film muhtevası itibariyle hem kendi toplumuna hem de diğer toplumlara bir iletide bulunabildiği ölçüde uyarıcı niteliğe sahip olabiliyor, ilgi çekebiliyor. Andrei Rublev, yönetmenin kaygılarından bağımsız olmamak kaydıyla, izleyicinin kaygısıyla birleşebilmiş, yeni anlam üretebilme gücüne erişmiş bir film. Fikir ve resim telakkisi Tarkovsy’yi aşan ve bütüne ulaşan başarılı bir başyapıt.

Künye-Giriş

Yönetmen: Andrei Tarkosky

Oyuncular: Anatoli Solonitsyn, Ivan Lapikov, Nikolai Grinko

Yapım Yılı: 1966, SSCB

Süre: 205 dk.

Engin Erdemir
İZDİHAM

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın