Alper İrfanlı, Kilis’te neler oluyor?

 

Kilis, beşinci yılını dolduran Suriye iç savaşının sosyal, siyasal, kültürel, askeri ve ekonomik etkilerini en derinden hisseden bir sınır şehrimiz.

Nüfusundan fazla mülteciye kucak açarak, dünyanın gözü önünde cereyan eden kirli bir savaşın hemen yanı başında, adeta insanlığın onurunu kurtarma mücadelesi veren Kilis, aylardır tek taraflı bir savaşın çaresizliğine hapsedilmiş durumda.

Kente, Ocak ayından bu yana Suriye’nin IŞİD denetimindeki Bab bölgesinden 50’ye yakın Katyuşa roket mermileri fırlatıldı.

İlki, 18 Ocak’ta bir ortaokul bahçesine düşen ve iki kişinin ölümüne neden olan roketli saldırılarda bugüne kadar 5’i Suriyeli 17 kişi hayatını kaybetti, 60’ın üzerinde kişi ise yaralandı.

Son günlerde giderek yoğunlaşan ve rastgele zamanlarda atılan roket mermileri, insanları sokağa çıkamaz, işyerini açamaz, çocukları ise okula gidemez hale getirdi. Bir dönemin ticaret ve inanç turizmi şehri olan Kilis, günbegün yaşanabilir ve güvenli bir şehir olmaktan çıktı.

Fakat, ülkelerinin yüklendiği tarihsel sorumluluktan payına düşenden fazlasını sırtlanarak, katıksız bir insani ve vicdani duruş sergileyen Kilisliler, nasıl bir imtihan verdiklerinin, nasıl bir bedel ödediklerinin, günlük hayatlarını hangi şartlarda idame ettirdiklerinin, ekonomik olarak ne durumda olduklarının, nasıl bir travmatik durumun içinden geçtiklerinin fark edilip edilmediği ve dahası yetkililerin bu can pazarını engelleme adına bir planlarının olup olmadığı hususunda ciddi endişeler taşıyorlar.

Nisan ayı içerisinde art arda bombaların patladığı ve roketlerin yağdığı Kilis’te son olarak 24 Nisan’da akşam saatlerinde ateşlenen roket, Kilis Valiliği’ne 100 metre uzaklıkta bulunan Tekke Camisi’nin avlusuna düştü. Şiddetli patlamada 1 kişi öldü, 10 kişi yaralandı.

Sabah Suriye’den atılan roketatar mermilerinden 16 kişinin yaralanmasının ardından, akşam saatlerindeki bu patlama şehirde gerginliği tırmandırdı. Polis, tarihinde ilk defa Kilislilere biber gazı ve basınçlı suyla müdahale etti, ortalık savaş alanına döndü.

İşlerin bu noktaya gelmesini ise;  görünmez bir düşmanın ne zaman atacağı belli olmayan roketlerin şehirde doğurduğu korku, panik ve çaresizlik duygusunun yanında açıklayabilecek en önemli kavram, “sahipsizlik hissi”.

Evet, Kilis halkı, bütün bu süreçte gerek Ankara, gerekse yerel yöneticiler tarafından dikkate alınmadığını, unutulduğunu ve kaderine terk edildiğini düşünüyor.

Aslına bakılırsa böyle düşünmek için haklı sebepleri de yok değil. Zira şu ana kadar halk, tam olarak nasıl bir durumun içinde oldukları ve sürecin nereye doğru gittiği konusunda bilgilendirilmiş değil. Böyle bir tehlikeli durumu her gün yeniden yaşarken, yetkililerin ağzından “ Evinizin güneye bakan taraflarında oturmayın.” ve “Açık alanlarda bulunmayın.” dışında sadra şifa bir açıklamasına tanık olmuş değil.

Oysa aynı yetkili ağızlar “Hayatı durdurmayın, düşmanın istediği de bu.” derken ;  halk, bu iki durumu nasıl bağdaştıracağı konusunda bir fikre sahip değil.

Kilisliler, 90.000 nüfusla 130.000 kişiyi misafir edip şehrin imkânlarını onlarla paylaştıkları halde; devlet tarafından,  sosyal, kültürel, ekonomik veya ticari alanda herhangi bir destek veya pozitif ayrımcılık görmüyor.

Her sabah okula dua ederek gönderdikleri çocuklarını, ilk roketin ardından panikle okuldan alan veliler, ardı ardına roketlerin düştüğü bu günlerde bile yerel idarenin en azından çocukların okullarıyla ilgili bir inisiyatif kullanamıyor olmasını anlayamıyor.

Saldırılar, 18 Ocak’tan bu yana devam ettiği halde, olayın şu ana kadar meclis gündemine gelmemesi, birkaç gün önce ise şehrin milletvekilleri tarafından değil de başka bir şehrin siyasi temsilcisi tarafından dile getirilmesi, bu hissi biraz daha derinleştiren sebeplerden birisi.

Aynı şekilde, ulusal medyanın da bu olaya sayfalarında yer vermemesi veya bayağı bir haber olarak görmesi, halkı kendi imkânları ve çığlıkları ile haber olmaya itiyor.

Bu düşüncenin sonucu olarak Kilis ve Kilisliler, dün itibariyle #kilisbombalanıyor etiketiyle, sosyal medyada yerini aldı. Ve sürecin başından bu yana, hiç yapmadığı bir şeyi yaparak sesini duyurma pahasına, roketin isabet ettiği çocuğun fotoğrafını paylaştı.

Evet, #kilisbombalanıyor. Okullara, sokaklara, camilere, çocukların, kadınların, işçilerin üzerine füzeler ve roketler yağıyor.

Kilisli ise, sesinin kesilmesini değil sesine ses katılmasını istiyor. Çözüme yönelik ciddi atımlar atılmasını, can ve mal güvenliğinin sağlanması hususunda devletinin gücünü açık bir şekilde yanında görmeyi istiyor. Güçlü ve büyük bir devletten ne istenirse onu istiyor.

Çok şey mi istiyor?

 

 

 

 

Alper İrfanlı, Kilis

İZDİHAM

 

 

 

23 ocak

 

ve roketlerden önce kilis sokakları

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: