Âlim, Şair ve Halk Filozofu Kadir Çavuş

 

Bazı kadınların çenesi iki kat olur, ihtimal ki çok gevezelik etmeleri bundandır. 

Geçen yüzyılın kadri bilinmemiş önemli şahsiyetlerinden Kadir Çavuş, 1891 yılında Aydın Vilayetinin Nazilli kazasında dünyaya geldi. Göçer olan ailesi, Karıncalı dağının eteklerine yerleşmiş, burada hayvancılık ile iştigal etmekte idi. Soyunun Sarıteke yörüklerinden olduğu bilinmektedir. Küçük yaşından itibaren saz çalıp türkü söyleyen Kadir Çavuş, ailesinde vaki olmasa da şehre inerek mektebe yazılmış ve ilk mektebi bitirdikten sonra, hocalarının tavsiyesi ve biraz da şansının yaver gitmesi ile İstanbul’a gidip Beyazıt, Eyüp Sultan ve Fatih Camiilerinde çeşitli hocalardan Kur’an ve hadis dersleri almıştır. İki yıl kadar sürdüğü zannedilen bu İstanbul hayatında, zor şartlarda yaşayan Kadir Çavuş, ince hastalığa (verem) yakalanarak memleketine dönmüştür. Bundan sonra Kadir Çavuş’un göçer olan ailesinin yanına gitmeyerek, şehirde bir marangoz dükkanında çalışıp nafakasını kazanırken bir yandan İslami ilimlerle olan bağını kendi gayretleriyle devam ettirdiği bir yandan da saz çalıp türkü söylediği, zaman zaman aşık meclislerinde boy gösterdiği bilinmektedir. Çok iyi bir saz ve söz ustası olan Kadir Çavuş, bugün bildiğimiz çoğu Ege türküsünün bir numaralı yorumlayıcısıdır aynı zamanda. O dönemde yaşadığı bölgede kayıt cihazı bulunmadığı için söylediği türküler kayıt altına alınamamış, ancak dilden dile aktarılarak günümüze kadar söylene gelmiştir.

Daha sonra askerlik vazifesi için memleketinden ayrılan Kadir Çavuş, Balkan Harbi ve Çanakkale savaşlarına katılıp gazi sıfatıyla memleketine döndükten sonra bu sefer de İstiklal Harbi’nde Yenipazar ve havalisinde teşkilatlanan Efelere katılarak Yunanlılara karşı savaşmıştır. Düşman denize döküldükten sonra memleketi Nazilli’ye dönen Kadir Çavuş, gönül düşürüp yıllarca aşk acısı çektiği ve uğruna pek çok türkü yaktığı Hatice hanım ile evlenir. Fakat evliliklerinin üçüncü yılında eşi vereme yakalanarak dünyasını değiştirir. Kadir Çavuş o günden sonra uzun bir inzivaya çekilir ve dünya ile bağını keser. Hatice hanımın ölümü onu ziyadesiyle üzmüştür. Bu, yazdığı çok sayıda şiirde de kendini gösterecektir. 6 yıllık bir aradan sonra Kadir Çavuş bu sefer akrabalarının tavsiyesiyle Dudu adlı bir kadınla evlenir. Kadir Çavuş, ‘aksi, düzenbaz, çenebaz, kıskanç, ömür törpüsü’ dediği bu kadına ancak iki yıl tahammül edebilmiş ve boşanmıştır. Uzun yıllar yalnız yaşayan ve her türlü işini kendisi gören Kadir Çavuş, 50 yaşından sonra, kendisinden yaşça bir hayli küçük, sağır ve dilsiz Seniha hanım ile evlenmiş ve ölümüne kadar onunla mesut bir hayat yaşamıştır. Kadir Çavuş’un üç evliliğinden de çocuğu olmamıştır. 1960 yılının sonbaharında hayata gözlerini yumduğunda, geride bir kır at, bir mavzer, duvarına asılı bir saz, el yazısıyla doldurduğu 24 defter, bir radyo ve gözü yaşlı bir eş bırakmıştır.

Şahsiyeti, sanatı ve kıymeti

Kadir Çavuş, gayet âlim, fâzıl ve rind meşrep bir zat idi. Uzun sayılabilecek bereketli bir ömür sürdü. Balkan harbinde askere alındı, ardından Çanakkale cephesine geçti. Burada gazi oldu. İstiklal harbinde Nazilli, Yenipazar ve Aydın’ın düşman işgalinden kurtarılmasında büyük yararlılıklar gösterdi. Askerde aldığı ‘Çavuş’ rütbesi hem lakabı ham da soyadı oldu.

Kadir Çavuş, bir halk adamıdır. Çok yönlü çok meslekli bir zat, eskilerin ifadesiyle tam bir Hezarfen’dir. Doktorluk, sınıkçılık, aktarlık, ince marangozluk, celeplik, bahçıvanlık gibi meslekleri icra etmiş, saz çalıp şiir söylemesiyle de bir nevi halk ozanı kimliği ile anılmıştır. Gayet hikemi, yerine göre de lirik ve aşıkane şiirleri bulunan Kadir Çavuş, yer yer Aşık Ömer kimi zaman da Karac’oğlan vari şiirler söylemiştir. Hayatı boyunca tuttuğu ve çağdaş birer cönk diyebileceğimiz 24 adet defter ise halk kültürümüzün zengin bir çeşnisini sunmaktadır. Bu defterlerde kendi şiirlerinin yanı sıra Kadir Çavuş’un devrin hadisatına dair tuttuğu notlar, çeşitli ilaç tarifleri, şifalı otlar, hadisler, öğütler ve gündelik işlerin listesi, mevsimlere ve iklimlere ait hadisat yer almaktadır.

Anadolu topraklarının yetiştirdiği binlerce ârif insandan biri olan bu isimsiz kahramanın hayatı, bugüne kadar gizli kaldı. Çünkü üç defa evlenen Kadir Çavuş’un soyunu devam ettirecek bir evladı dünyaya gelmedi. Bütün hayatının semeresi olan eski harflerle yazılmış, kırkambar niteliğindeki 24 defter ise bir sandıkta uzun yıllar keşfedilmeyi bekledi. Nihayet bir gün kardeşi Nasuh Efendinin edebiyat öğretmeni olan torunu Recep Ercan’ın bu defterleri bulup okumasıyla bu meçhul kahramanın gayet renkli hayat hikayesinden haberdar olduk.

Kadir Çavuş, askerde bir vakit sıhhıye çavuşu olarak görev yaptığı için yarı doktor sayılırdı. Yetişme şartları ve kaderin yoluna çıkardığı fırsatlar, onun bir halk filozofu olmasını hazırlamıştır. Binlerce şiir yazan ve saz çalıp aşıklık eden Kadir Çavuş, zaman gelmiş bağ budama işinden dülgerliğe, aktarlıktan kırık çıkık tedavisine, cinsel hastalıkların tedavisinden koruyucu hekimliğe kadar pek çok alanda halka hizmet etmiş, yol göstermiş ve üstelik bunları yazılı hale getirerek kendisinden sonra gelenler için önemli bir kaynak bırakmıştır. Söz konusu defterlerde yüzlerce bitkinin hangi hastalıklara iyi geldiği, hangi hastalığın tedavisinde nasıl bir yöntem uygulanacağı, hangi otlardan hangi ilaçların yapılacağı (ölçüleriyle), aile saadeti için evlilik öncesi ve sonrası tarafların birbirine nasıl davranması gerektiği, ideal bir kadının ve erkeğin hususiyetleri, hatta azami derecede zevk alınması için cinsi münasebetin nasıl ve ne şartlarda olması gerektiği gibi pak çok konu teferruatlı şekilde anlatılmakta, tarif edilmektedir. Yeri geldikçe bu bahisler, konu başlıkları altında yazılacak, Kadir Çavuş’un orijinal metinlerinin ruhuna zarar vermeden kısmi sadeleştirmeler yapılacaktır.

KADİR ÇAVUŞ NE DEMİŞ?

*Kadınların nazarı, acemi avcının attığı tüfek gibidir, nişan aldığı yerden başkasını vurur.

*Bazı kadınların çenesi iki kat olur, ihtimal ki çok gevezelik etmeleri bundandır.

*Nezaket ve zarafet, çirkin bir kadına güzellik, yaşlı olana gençlik verir.

*Kadının faydalısı, erkeğe hiç usanç vermeyenidir.

*Bir kadını küstürmek, gönlünü etmekten daha kolaydır.

*Sevdiğim üç şey vardır: kadının yürüyüşü, atımın şahlanışı, mavzerimin çınlayışı.

*Kadının en büyük düşmanı gene kadındır.

*Kocasız kadın, dümensiz gemi gibidir.

*Kadının mesut olabilmesi için kocasını bedbaht etmemesi lazımdır.

*Bazı bedbaht erkeklerin arkasında huysuz bir kadın vardır.

*İzdivac bir düğümdür ki ekseriya sahibini boğar.

*En mes’ud insan, aşkın saadetini izdivaçta devam ettirebilendir.

*İzdivacda bâkirleri tercih etmek gerektir; çünkü onların hem sevgileri çok hem de hîleleri az olur.

*İzdivac, saadetle sefalet arasında bir köprüdür.

*Evleneceğiniz kadını mutlaka gündüz gözü ile görünüz; aksi takdirde bütün hayatınız geceye benzer.

*Erkeğin kalbi göğsünde, kadının kalbi gözündedir. Gözüne güzel görünmeyen, kadının kalbinden ırak olur.

*Bülbül ötmekten usanır, kadın söylemekten usanmaz.

*Kavun ile kadını tanımak kabil değildir.

*Kadınların kalbi, kulaklarıyla gözlerinin hükmüne tabidir.

*Kadınların dünyada birinci arzusu ihtiyarlamamaktır.

*Kadınlar kalp hislerine dayandıkça zayıf, kibir ve gurura tâbi oldukça kavidirler.

*Güzel kadının zaptetmesi zor olur.

*Güzel bir kadına, hudut boyunda bir eve, yol üzerinde bir bağa malik olanların başı dertten kurtulmaz.

*Kadın bir lavanta şişesidir. Kapalı tutuldukta faydası olmaz, elde sade bir süs yerine geçer. Açılırsa içindeki uçar, elde boş bir şişe kalır.

*Kadın, işlenmemiş bir mermer parçası gibidir ki erkek ona şekil verir.

 

 

 

İZDİHAM

 

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın