Ali Mevlüt Kaya, “Sevda Kuşun Kanadında” öldü!

 

TRT 1’de 29 Nisan 2016’da başlayan ve 3 Haziran 2016’da da sezon finali yapan aynı zamanda Cem Karaca’nın şarkısından ismi alınan “Sevda Kuşun Kanadında” dizisi, yayına girmeden haftalar önce de, ekranlarda fragmanı dönerek tanıtımını da yaptı.

Ayrıca yazılı şekilde de; “Tüm dünyada “68 Kuşağı” olarak nitelenen gençlik hareketinin Türkiye’de yaşanan boyutunu, bir sevda öyküsü üzerinden anlatan yeni dönem dizisi “Sevda Kuşun Kanadında”, her Cuma TRT1 ekranlarında.

Sevda Kuşun Kanadında”, “68 Kuşağı” olarak bilinen ve o dönemde farklı coğrafyalarda gençleri etkileyen hareketin ülkemizdeki boyutunu, dönemin egemen güçlerinin, farklı görüşlere sahip gençleri nasıl manipüle ettiğini ve bu çatışma ortamına girmek istemeyen bir avuç gencin provokasyonlara karşı nasıl direndiğini anlatıyor.
Dizi, ilk etapta, 1968 sonundan başlayarak 1972 yılına kadar yaşanılan olaylardan esinleniyor ve bir imkânsız aşk hikâyesi üzerinden ilerliyor. Bu ülke gençlerinin, farklı kimlikler altında birbirleriyle çatışsalar da, ortak temel değerler ve kültürel zemin üzerinde buluştuklarında kardeşliklerini hatırlayıp yeni bir sevgi bağı kurabileceklerini anlatan ‘Sevda Kuşun Kanadında’ dizisi her Cuma TRT1 ekranlarında olacak” diyerek duyurdu…

Bu yazılanlar var mıydı dizi de?!

Onu sonuçta söyleyeceğiz ama sonuca gelmeden önce söyleyeceklerimiz var…

Öncelikle dizinin oyuncu kadrosuna, ‘emeklerine yazık’ demekten başka herhangi bir sözümüz yok…

Senaristin tam olarak böyle mi yazdığı ya da yazmak istediği hususunda şüphelerimiz var…

Sanki bir yönlendirme ve baskı altında gibi…

Bunun nedenini de şöyle açıklayabiliriz…

Diğer kesimler hakkında çok detaylı bilgiye sahip değiliz ama İslami ya da günümüz deyimiyle muhafazakâr denilen insanların kültür-sanat hususundaki duvarlarını biliyoruz…

Sinema olsun, gazete olsun, kitap olsun burada üstad olduğu düşünülen daha doğrusu zamanında her nasılsa bir iki iş yapmış insanların söylediklerine biraz fazlaca itibar edilir.

O kişilerin de, hemen hemen tamamı münferit olarak, dünya kurulduğundan bu yana bu dünyaya gelmiş ve bundan sonra benzeri gelmeyecek olan ve her şeyi bilen bir insanüstü varlığın kendileri (herkes kendini görüyor) olduğuna inanmış, sadece inanmamışlar eminler!..

Dolayısıyla sinemayı onlar bilir, en iyi kitap onlardan çıkar, gazetelerin köşeleri onlarındır…

Yeni bir fikir ya da söz söyleyecek olanların da, sözü boğazına tıkılır!..

Onlar, hayatı en az 30 yıl geriden yaşarlar ki; kitap yazsalar, 2016’da bilgisayar olduğunu içine sindiremediklerinden kitapta geçen ana karaktere daktiloyla mektup yazdırırlar!..

“Sevda Kuşun Kanadında”, bunun ve  “ben bilirim, başkası bilmez”in en müşahhas örneklerinden biridir…  

Nasıl 68 kuşağı anlatılıyorsa; anlayan beri gelsin?!.

“Karadayı” dizisinin çok az format değiştiren fakat 68 kuşağı hikâyesi diye kakalanmaya çalışılan basit ve başarısız taklidinden başka bir şey değildir!..

Öyle taklittir ki; “Yazıyooo” diye bağıran gazete satıcısı çocuk ve mekan tıpa tıp Karadayı’nın kopyasıdır…

Kim uyandırdı ve nasıl o inadı kırıp vazgeçirdi bilmiyorum; bir iki bölüm hariç, o sahne kayboldu…

Karadayı’da abartılı ve saçma sahneler senaryoya yedirildiği için çok dikkat çekmiyordu. Burada senaryo yerine, insanlara yedirilmeye çalışılıyor…

Şöyle hafiften diziye bir bakalım…

68 dönemi öğrenci olayları denilince Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan Hüseyin İnan genel itibariyle ilk akla gelenlerdir…

Onların olup olmadığını geçelim ve dizideki birkaç karaktere bakalım…

Mesela, “dönemin egemen güçlerinin, farklı görüşlere sahip gençleri nasıl manipüle ettiği” diyerek tanıtım yaptıkları egemen güç Zafer…

Asker olan Zafer, bazı öğrencileri kullanıyor… (Tümay’ın babası Zafer, size Karadayı’da Feride’nin babası Mehmet Saim’i hatırlatıyor mu?)

Darbeye giden yol ya da darbe dönemlerine baksınlar, darbeci askerlerin böyle bir sistemi var mı?!

O, askerlikten kopamayıp, kendini hala görevli zanneden emekli olmuş bir askerin, sokaktaki çevresine ya da yeni tanıdığı insanlara kendisini onun yerine koyup öylesine anlattığı bir kişilik olabilir…

Yine o dönemlere baksınlar, fiili mücadele eden iki grup vardır; biri solcular diğeri ülkücüler…

Burada ülkücülere stepne muamelesi yapmak başlı başına bir eleştiri konusudur…

Yine Müslümanların yaptığı bu tür çalışmalarda (örnek; sayın ‘GENEL YÖNETMEN’in çektiği ‘Yalnız Değilsiniz’ filmi), fakir fakat İslami yönü olan bir gençle, zengin ama solcu bir kız karakteri olur…

Olması bir yana, solcu zengin kız, o kadar cahildir ki, hayatında bir kitap bile okumamış pozisyonundadır. Genç adam, onu tanıdığı büyüğü ya bir kitapçıya ya başka bir meslek erbabına götürür ki; (bu dizide saat tamircisi o konumdadır) ve hayat dersi vermeye başlar…

Hukuk fakültesinde okuyan kız, adaletten o kadar habersizdir ki; baş karakter Arif’in dedesi ve babasının mezarına götürülerek, adaletten kastın ne olduğu öğretilir!..

Buna kim inanır?!.

(Kadir İnanır demeyin)

Mal mı bu kız?!.

Ya da seyirci?!.

Dahası…

Bir selam merhum Erbakan’a, bir selam Necip Fazıl’a, sadece bir sahne Osman Yüksel’e, bir selam Mehmet Zahit Koktu, bir selam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, bir selam Esat Coşan’a…

Bir selam 12 Eylül’ün idam ettiği ilk ülkücü olan ve nişanlısına da mutluluklar dilediği mektubuyla yürek yakan Mustafa Pehlivan’a…

Dizide kız istemeye giden Mustafa’nın polis tarafından alınıp işkence edilmesi, Mustafa Pehlivan’ın hatırasına hakarettir!..

Ayrıca sahnelerden rahatsız olan Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı, “Necip Fazıl Kısakürek’in, uydurma bir canlandırma ve ona ait olmayan sözlerle kişilik hakları ihlal edilmiş” diyerek, bir basın açıklaması yayınlandı… Açıklamanın sonunda da dikkat çeken şu sözler vardı: “Sanat yetenekleri ancak günümüz siyasi ortamının sağladığı imkânları menfaat hanelerine eklemekten ibaret bir seviyenin, sanatı fikri ve aksiyonuyla millete malolmuş Necip Fazıl’ı istismarına, bir kısım basının şişirme övgülerinin arkasına sığınsalar da izin vermeyeceğimizi, TRT ve yapımcı firmaya karşı kanuni haklarımızı kullanacağımızı kamuoyuna iletiyoruz!..”

Gerisi…

O dönemlerde işkence görmüş, zindana atılmış, idam edilmiş, her kesimden insanın acılarını anlatmak varken; oradan oraya karma yapmaya çalışmayı bile beceremeyen bu dizide verilmek istenen değil, dayatılan şudur:

En iyi MTTB!..

Solcular, ülkücüler ve diğer görüşe sahip herkes kötü!..

Yanlış anlaşılmasın, MTTB kötü demiyoruz ama MTTB’yi bu şekilde nefret ettirecek pozisyona sokarsanız, insanlar sizi niye seyrettin?!.

TRT Belgesel kanalında aslına uygun, o günün şahitlerinin de yer aldığı MTTB belgeseli var zaten, onu seyreder!..

Sezon finali yaptırdıkları dizi, başta Müslümanlar ve çok az izleyeni tarafından ‘final’ olarak değerlendirilmektedir…

Ayakları yere basan ve sağlam bir proje olmanın yanı sıra tavan yapacak bir diziye taban yaptırmak diye buna denir!..

Bırakın bu işleri…

Siz, yetenekli insanların sinema olsun, kitap olsun, dergi olsun, tiyatro olsun yapmak için ‘yırtındığı, kıvrandığı’ çalışmaları için önünü açmasına vesile olmak yerine, en iyi yaptığınız iş olan takoz olmaya, kendi ikbalinizi aynen devam ettirmek için de, paralı kalaslar bulup 30 yıl geride yaşamaya devam edin!

Solcular da, dindar insanların kültür-sanat işlerine kafası basmaz diye durmadan çaksın!..

 

 

 

 

 

Ali Kaya, https://twitter.com/AliKaya76476362

 İZDİHAM

 

 

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın