Ali Kaya, Şiir, hikâye ve roman yarışmaları

Geçtiğimiz haftalarda beni arayan bir tanıdığım, hikâye yarışması olduğunu ve bu yarışmaya katılıp katılmama hakkında fikrimi sordu.

Katılmamasının iyi olacağını, katılırsa psikolojisinin bozulabileceğini söyleyerek umutlarını kırdım!.. Anadolu’da özellikle genç kız ve erkeklerden birçok kişinin bu tür yarışmalara katılıp ödül alacağını, hatta şöhret olacağını düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Üzülerek belirtmeliyim ki; bu yarışmalara katılmaları, kendilerini; var olan kabiliyetinden de şüpheye düşürecektir.

Özellikle belediyelerin yaptığı bu yarışmalarda, hem jüri hem yarışmacılar hem de organizasyonu yapan belediye, ‘körler sağırlar, birbirini ağırlar’ın müşahhas örnekleridir. Açın internet sitelerini ve görün yarışmalarla ilgili yapılan katakullilerin eleştirilerini!..

Size; “Katılım şartları: Yarışmaya jüri üyeleri ve birinci derece akrabaları, önceki yıllarda yapılan yarışmalarda ödül alanlar katılamazlar.

Yarışmaya katılacak eserlerin daha önce hiçbir yarışmaya katılmamış olması gerekmektedir.

Yarışmada birinci, ikinci ve üçüncü ile birlikte mansiyon ödülü verilecektir.

Yarışmada ödül kazanan eserlerin her türlü yayın hakları yarışmayı düzenleyene aittir.

Yarışma sonuçları filan tarihte açıklanacaktır” türü ilan, cazip gelebilir; gelmesin… Bakın yarışma şartları ve sonucun açıklanacağı tarihe… Örnek; yarışmaya katılacakların, eserlerini teslim edeceği son tarih, diyelim ki 30 Ekim. Sonucun açıklanacağı tarih 15 Ocak…

Sonuçların açıklanmasından sonra yarışmayı yapan kurumun sitesine bakacaksınız; diyecekler ki; gelenek haline getirdiğimiz yarışmamıza bu yıl yoğun ilgi vardı. 1352 eser sahibinin başvurduğu yarışmamızın birincisini seçmek için jüri, çok titiz çalıştı!..

Hayatının büyük kısmını okuyarak geçirmiş biri olarak soruyorum: İki buçuk ayda 1352 eseri, Jüri üyeleri nasıl okuyabiliyor?! Ya da okuyacak var mıdır?! Her biri on sayfa bile olsa, hesap edin kaç sayfa okuyacağını?!. İnternet sitesinde şöyle bir yazı var: “Bir başka şiir şeyhi ise, jürisinde olduğu şiir yarışmasında aleni şekilde kendi oğlu Ali Hikmet’e ödül vermekten çekinmeyecek kadar pervasızca ulufe dağıtan Hilmi Yavuz’dur.”

Ben ulufe dağıtıp dağıtmadığı konusunu yazarına bırakıyorum ama şunu merak ediyor ve öğrenmek istiyorum: Neredeyse belediyelerin yaptığı bütün yarışmalarda jüri üyesi olan Hilmi Yavuz, bu kadar eseri, o kısa süre içerisinde nasıl okumaktadır?! Bu konuda yardımcı olursa, hayatımın kalan kısmını da okuyarak geçirmek istediğim için, en azından bu hızlı okuma ya da okumama tekniğinden faydalanır ve daha çok şeyler öğrenirim!

Uzun zaman oldu… İşte birazda Ahmet Kaya’nın dediği gibi; ‘Bahtiyar sizi çok severdi…’

İsmail’in; ‘Hepimiz dayak yiyecek yaştayız. O zaman, dövüş sanatı öğrenelim diye düşünmeyip ve henüz  ‘Dojospor’, ‘Mücadele Sanatları Dergisi’ni çıkarmadığı ve bayilerde satılmadığı dönemlerde ki; (şimdi çıkardı ve bayilerde satılıyor) böyle bir yarışmada jüri üyesi olan ve ödül vermek için adam ayarlayıp hem ödülü veren hem de alan tanıdıklarım vardı!.. Süper Lig’teki şikeli maçlar kadar temiz bir ödüldü!..

Anadolu’da, hayal kurup, yarışmaya katılayım ve şöhret olayım diye düşünen kız ve erkek adaylar; ahir zamanda her şeyin bozulup, edebiyatın temiz mi kalacağını zannettiniz?! Siz böyle; yarışmayı organize edenlerde benim iftira attığımı düşünürse; bizim en bilinen ve kaliteli ürünler veren hikâyecimiz Mustafa Kutlu’yu, herhangi bir rumuzla, ne jüriye ne de organizatörlere haber vermeden yarışmaya sokun; bırakın mansiyonu, dereceye bile sokmazlar!.. Deneyin ve görün… Böylesine körler, sağırlar ve ‘organize işler!..’

Ayrıca bu yarışmalarda mansiyon ödülü neden hep tanınan kişilere verilir?!

Sadece yarışma ve sadece sol görüşlü belediyeler mi böyle diye de düşünmeyin… Başka örneklerde var ve benim konu ettiğim, mevcut hükümete mensup belediyeler…

Osmanlıya başkentlik yapmış bir şehir düşünün mesela… Emek verip kafa yoran birisi çıkıp, o belediyenin aynı zamanda kitap yayınladığını da bilerek, daha önce yayınlanan çalışmaları haricinde, Osmanlı hakkında bir eser hazırlayıp belediye başkanına sunsun; alacağı cevap; bu bizim yayın politikamıza uymaz olur!.. Aynı başkan, o şehirde yaşayan ve yerel gazetede, ‘Başkanın takım aşkı… Sayın başkanımız, kanalizasyon borularını şehrimizin takımımın renginde ürettirip döşedi. Bundan böyle kanalizasyon borularımızın rengi takımımızla aynı’ türü, necasetten necasetten yazı yazan birinin yazdıklarını basıp, belediyenin hediyesi olarak dağıtınca, bu yayın politikasına uyuyor!..

Dahasını da söyleyeyim: Kendi memleketini seven, doğduğu toprakların mübarek olduğuna inanan hatta telefonunun son iki rakamı memleketinin plakası olan sanatçı arkadaşım ki; sesi güzel ve albümleri de var… Belediyenin yaz boyunca etkinlik yaptığını fakat bu etkinliklere kendisini çağırmadığını, ücret vermeseler bile memleketi için sahne alabileceğini söyleyip, başkanı tanıyıp tanımadığım sordu. Aradan epey zaman geçti ve bir gün arkadaşımın memleketinin belediye başkanıyla işim gereği görüşme yaptım. Kendisine, arkadaşımdan bahsederek; ‘Üzülüyor; siz bu arkadaşı da çağırsanız etkinliklerinize’ dedim. ‘Çok isterim, şarkılarını biliyor ve beğenerek dinliyorum ama benim elimde bir şey yok. Organizasyonu İstanbul’dan yapıyorlar. Haliyle bir dahlim olamaz’ dedi.

Hangi etkinliği gitmişse, oranın belediye başkanına methiyeler düzen ve kendisinin şair olduğunu zanneden rakkase öküzü, her yıl en az iki defa çağırdığı yetmezmiş gibi, İslam dininden bi haber, nereden gelip nereden gittiği belli olmayan fakat kendisini alim zanneden din tüccarını yine iki defa çağıran başkanın, ‘dahlim olamaz’ sözünden sonra aklıma; bir gazetenin müdürü ve bölge temsilcisi arkadaşımla görüşmek için kendilerine özel randevu veren ve arkadaşlarımın özel görüşmeye gidince de, kalabalıktan neredeyse oturacak yer bulamadıkları kifayetsiz ve basiretsiz belediye başkanı geldi!..

Hiçbir şey demedim ama Allah’ın peygamberi diyor: “Adaletli yöneticiler, kıya­met gününde nurdan minberler üzerinde oturtulmuş oldukları halde Rahman’ın sağında, onun iki eli arasındadırlar. Onlar öyle adil kimselerdir ki, hükümleri dost, ehli ıyal ve malları ile de olsa ada­let üzeredirler.”

Ali Kaya, https://twitter.com/AliKaya76476362

İZDİHAM

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: