Ali Kaya, Cuma namazından soğutma metodları

Daha önce; “Yaşar Nuri Öztürk, katıldığı bir programda, ‘Cuma Namazı’ kılıp kılmadığı sorusuna; kıldığını fakat hastalığı dolayısıyla cemaate katılamadığını söyledi ve ardından ekledi: “Cuma Namazı’nın şartları var. Esasında Türkiye’de Cuma Namazı kılınmaz!.. Bunu açıklayabilirim fakat ne şu an yeri ne de sizin zamanınız yeter” dedi. 

Tefhimu’l Kur’an’da, Mevdudi, Bakara Suresi’ni tefsir ederken; 3. Ayet’te  geçen “İkâmet’üs-salat” (Namazı dosdoğru kılarlar-kılmak) anlamına dayanarak, ‘namazın cemaatle kılınması gerektiğini, bir yerde yaşayanların tek tek namazlarını kılsalar bile namazın ikâme edilmiş olmayacağını’ söylüyor.
Fıkıhta da, başta darülharp ve darülislam konusu da öne çıkarılarak, kılınmama şartlarının neler olduğu belirtiliyor
Cuma Namazı’nın fazla kılındığı, Peygamber Efendimiz’in iki rekat kıldırdığı ve hutbeyi namaz sonunda verdiği de var. Emeviler’in, hutbeyi dinletmek için yerini değiştirdikleri ve sonradan eklemeler yaptıkları da biliniyor. Ortada Cuma Namazı’nın yanlış kılındığı söylemleri de dolaşıyor… Cuma Namazı kabul olmazsa diye öğle namazı da eklenip, on altı rekat namaz kılınıyor. İki rekat namaz kılanın namazı oluyor mu, olmuyor mu?! Onatlı rekat kılan dine ekleme mi yapmış oluyor?! Öyleyse; “İbadetlerini bizim gibi yapmayan, bizden değildir” hadisi şerifi ne olacak?! Gel de korkma, gel de takma!..” diyerek, Cuma Namazı’nı da içine alan bir yazı yaşmıştık. ‘Hanefi Mezhebi’ne göre, Darülharpte, o ülkenin hocalarının arkasında Cuma Namazı kılınmaz; cihat imamı tayin edip onun arkasında kılmak lazım’ diye fetva verip kitap yazanlar da olmasına rağmen; bizim konumuz fıkıh boyutundan çok, diğer yönden Cuma Namazı’ndan insanlar nasıl soğutulura örnekleriyle bakmak!..
Önce abdest!.. Ve burada başlıyor zaten soğutma girişimi…
Namaz için abdest almanız gerekiyor… Her caminin şadırvanı yok… Bazı camilerde abdest alacak yer ve tuvalet girişi aynı… Kişi, gelip abdest alıyor, namaz kılacak… Çıkışta, abdest aldığını söyleyene; ‘ücret’ diyor, tuvalet görevlisi…
Örnek bir tartışma: Tuvaletçi, “Namaz saati değil, ne abdest alması” diye saldırıya geçerken, ‘abdest aldım’ diyen, “Ben buralı değilim; hem cemaati kaçırdım hem de seferiyim; kendim kılacaktım. Abdest için para istiyorsan vereyim fakat tuvalete girdin, yalan söylüyorsun diyorsan; vermiyorum!” diyor.
‘Üç kuruş tuvalet parası’nı vermediği için cami çay ocağındakiler tarafından ayıplanan o kişi, namazı da kılmadan gidiyor!
Ücreti bir yana; cami tuvaletlerinin girişine veya ücret aldıkları yerdeki boş bir cama elle yazılan, ‘Tuvaletin parası camiye hayırdır’, ‘Tuvaletin parası camiye gitmektedir’, ‘Ücret hayırda kullanılmaktadır’, ‘Sadakanızı Allah kabul etsin’ türü riyakâr yazıları biri kaldırtsın!.. Ayıp ve insanı soğutmaktan öte; istismar, ahlâksızlıktır!..
Sonra yardım… Hayatında ilk defa birinin ısrarıyla Cuma Namazı’na gidecek kişiyi düşünün… Ezan okunana kadar vaiz; vaaz ediyor… Sonunda getirip, ‘şu için yardım, bu için yardım… Yaptığınız bu yardımlar sizin, öbür dünyada kurtuluşunuza vesile olacak.’  Vaaz bitiyor… Cuma hutbesi…
Hoca, hutbenin sonunda, ‘Muhterem cemaat, filan yer için yardımlarınızı esirgemeyin. Yapacağınız yardımlar sizin cennete girmenize vesile olacak…’ Daha ileri gidip, ‘Bu yardımlar size cennette köşk olacak’ diyenlerde var…
Haşa! Sen Allah mısın, nereden biliyorsun köşk olacağını?!.
Hayatında ilk defa camiye gelen kişi, parası varsa yapsın yardımı, gitsin cennete!.. Yoksa?!. Öyle mi oluyor hoca; parayı veren gidiyor mu cennete?!
Çıkıyorsunuz dışarıya; kapının girişinde masa ve üzerinde genel itibariyle ağzı yırtılmış koli ve içinde birer adet 5, 20, 50, 100’lük banknotlar… Geç çıkarsanız, daha çok 5 Lira ve metal paralar görürsünüz!.. “Boş geçmeyelim cemaat! Camiye yardım” ve benzeri türden talepte bulunan masanın başındaki kişi, sizi masanın olduğu bölüme yönlendirmek için gayret sarfeder… Para verirseniz, ‘Allah razı olsun’ veya ‘Allah sadakanızı kabul etsin’ şeklinde cılız bir ses duyabilme ihtimali, ‘Ağrı Dağı’na mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt’ın herhangi bir toprak damının geçtiği’, “Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim” şeklindeki ‘ihtimal’in bir milyonda biri kadardır!.. Para vermezseniz, içinden ne geçer bilmem ama dışından ihtimale gerek kalmayan acayip, kızgın ve büyük ihtimalle sizi kalaylamış bir surat görürsünüz!..
Her Cuma günü bu para toplama tablosunu görmeme ihtimaliniz sıfırdır!..
2005 ya da 2006 yılında Çorum’da Cuma Namazı’na gittiniz veya ben gittim… Hutbenin konusu müftü efendinin lojmanı… Hoca diyor ki; “Cemaatle namaz kıldığınız için tek başına kıldığınız namazdan yirmi yedi derece fazla sevap aldınız. Yapacağınız yardımlarla sevabınızı artıracaksınız! Müftü efendinin oturacak lojmanı yok… Değerli cemaat, sizin yardımlarınızla inşallah, hocamıza lojman yapacağız!” 
Müftü, devletin memuru ve maaş alıyor… Kirada otursun… Neden lojman yapıyorsun?! Tapu kadastro veya toprak mahsulleri ofisi müdürüne de lojman yapmak için camiye gelenlerden niçin para talep etmiyorsun?! 
Ayrıca ‘yirmi yedi derece fazla sevap aldınız’ da ki,  ‘derece’nin ölçüsü nedir ve derece neyi ifade etmektedir?! Daha doğrusu derecenin buradaki kastedilen karşılığı nedir?! Derece nedir?! Ateş mi, su mu?! Sende dahil; var mı derecenin ne olduğunu açıklayacak biri?!. 
Bu defa yer Yalova ve zannedersem 2008 yılı… Hutbenin konusu ana tema olarak gençlik fakat içinde orman filanda geçiyor ya da hoca geçiriyor! Gençlikten başlayıp, nasılsa 19 Mayıs’a geldi ve ardından ormanlar… Atatürk’ün gençliğe verdiği önemden bahsederken birden atladı Atatürk Orman Çiftliği, Çankaya… Çankaya’nın eski bir bağ olduğu ve asıl sahibinin kim olduğundan habersiz veriyor gazı!.. Eski müftü, son dönem Üsküdar Belediye Başkan Adayı CHP Milletvekili İhsan Özkes’in pabucunu adama atacak şekilde bir hoca!.. Korktum… Namaz kıldırmak için Atatürk rızası için niyet eder diye ve kendim daha sonra öğle namazı kıldım!.. 
2000-2002 yılları arası… Yer Şirinevler… Hoca hutbede… Konuşmasının ortaları… Sesler geldi… Bir tarafa yığılmalar… “Cemaat!.. hutbeyi dinlemek farzdır” diyerek, kızıp uyardı hoca!.. Sesler biraz daha arttı… “Size diyorum ey cemaat!.. Nasıl Müslümansınız siz?!.. Dağılın oradan!..”
İşin aslı; yaklaşık kırk yaşlarında bir kişi, kalp krizi geçiriyor!..   
Hoca bağırıp çağırarak hutbeyi bitirdi ve minberden inmeden; “Ne oluyor orada” diye seslendi. Kişinin kalp krizi geçirdiğini söylediler… Hoca, aşağı indiğinde; “ Gitti adam!.. Eyvah, vah vah!..” seslerine, bir defa daha hocanın sesi galebe çaldı!.. “Daha ne bağırıyorsunuz?! Öldüyse, kaldırın kenara koyun!.. Namaz geç kalıyor; namazımızı kılalım!.. Namaz beklemez!..”
1996 yılı, mevsim ilkbahar ve Ordu’dayız… İlkbahar, ilkbahar olmasına da, hava soğuk… Zannedersem çevre esnafı; soğuktan olacak, dışarıya değil de, giriş kapısına sermişler seccadelerini… Dolayısıyla içeri girebilme ihtimali düşük… Dışarıda kılmak içinde bir hazırlık yok… Son ana kadar bekleyiş ve içeri girmek için müsaade isteme… Tam ortadaki Müslüman, “Nere geçeceksin?!” diyor… “Yer mi var içeride?!”  Geçme ihtimali olursa, yer bulabilme ihtimalinin yüksek olduğunu mahcup bir şekilde söylüyorsunuz!..
Sonuç… Namazı kılamadınız!.. 
Bazen de siz içeridensiniz ve ezan okunmak üzere… Giyim ve tavırlarıyla kendisini Allah’ın vekili zanneden bir şahıs, yukarıdan kibirli bakışlarıyla, bütün cemaati sinek gibi görerek hepsini ezme ukalalığıyla; oturmuş namaz kılmayı bekleyen insanların genelde omuzlarına eliyle bastırarak, ayaklarını da rastgele nerenize olursa vurarak, düşmanı yenmiş bir komutan edasıyla en ön safta kendisine yer açmak için, oturmayı kafasına koyduğu yerdeki kişiyi de bir şeklide itekleyip çöktükten sonra, arkaya şöyle bir bakıp, kafasına başlığı geçirmesinin ardından, gözlerini kapatarak Allah ile arasında bir rabıta kurduğu ve bunu sadece kendisinin yaptığı vehmiyle nasıl bir vahamet sergilediğini idrak eder mi bilmem!..     
Son… Namazı kıldınız ve dışarı çıktınız…  Parmağını sokarcasına sırtınıza vuran tanımadığınız biri; dönüp baktığınızda; kendinden gayet emin bir şekilde; Namazda, tahiyyat esnasında ayak başparmağınızı dik tutmayıp, geriye doğru bıraktığınız için namazınızın olmadığını belirterek; “Senin namazın olmadı; kazasını kıl” diyor, sanki kaza diye bir namaz varmış gibi!.. 
“Sizde benim ayağıma baktığınıza göre, aklınız namazda değilmiş. Sizin namazınızın da olmama ihtimali var” dediğinizde; basireti açık birinin tebliğine uymadığınız için cahil ve kalp gözü kapalı olmanın yanında büyük günaha girmekle suçlanıyorsunuz! Aklınıza başka bir camide bir hocanın hutbede kükremesi geliyor: “Ey cemaat, buradan çıkıp yine pisliklere dalacaksınız!.. Birine dedim ki; ulan, Allah’tan korkmaz kuldan utanmazlar; siz ne biçim Müslümansınız ya?!.”
‘Hayırlı Cumalar!..’
Ali, Kaya
İZDİHAM

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın