Ali Emre, 80lerde İstanbulda

Bir de küt bir ağaç vardı önünde unutkan bir dut ağacı
Bayılmıştım açlıktan lokantada, cezayir miydi fas mı
Üç günde bir akıyordu o zaman sular istanbul’da
Üç kişiden biri ya şairdi ya polis ya da amerikan ajanı
Her darbede bir arbede çıkar ve derbeder çocuklar
Kantinlerde bıyık burar evlerde devletler kurarlardı
– “Ah evet biliyorum tatlım demode lakırdılar bunlar!”
Vakit yoktu bakışmaya çekirdek satıyordum akşamları
Düşünce kolum kırılmıştı gece kaçak giriyordum yurda
Anamın gözyaşları birikir tombul bir mektuptan ağardı
Üç günde bir bayılıyordum ve edip cansever sağdı
Dişleri bembeyaz bir ispanyol vardı bir de beyoğlu’nda
– Babam ve oğlum’u kırk kere izleyen kaç kişi var?
Akşamları üstümüze hep bir kenan evren sıçrardı

O dut ağacı kurudu, çernobil patladı çünkü az sonra
Çaylar ucuzladı birden yurtta, müdürün pos bıyıkları
Uzadı kış uzadı fındık dağıttılar bize hem de bedava
Ahmet kaya dinliyorduk, üç günde bir gidiyorduk okula
Waldo’yu arıyorduk zor konuşuyordu ismet özel
Dikkatim dağılıyordu ikide bir yoksulluktan beyazıt’ta
Bir kitap çalmıştım bir kez sahaflardan, elim dardı
Beşiktaş’ta almıştım soluğu, yurda gündüz sokmazlardı
– Konuşurken niye yüzümüze bakmıyorsun ali ya?
Utangaçtım, kızlarla konuşurken yüzüm kızarırdı
Edip cansever gitti dediler zarifoğlu aramızdan ayrıldı
Eylemden geliyordum cop hiç işlemiyordu yaralarıma

Günahı yoktu istanbul’un, çernobil’i iplemiyordu kızlar
Ütü yapmayı bilmiyordum daha salavat getirmeyi
Çay iyiydi de zamanla dokunmaya başladı fındıklar
Deli gibi fransızca çalışıyordum sökmek için baudelaire’i
Ağzıma tütünden başka bir şey sürmemiştim yani
Üç günde bir, tek ayak üstünde sorup duruyordu hocalar
– Hani abesle muktebes, ne yaptın kulak için kafiyeyi
Ortaköy hesap soruyordu, bana bakıp kikirdiyordu kızlar
– “Paris” hocam, “dünyanın en berbat batakhanesi”
Ne les fleurs du mal dinliyor acı ne savaş ritimleri
Amerikan bilardosuyla penguen de sadece bizde var

Ha bir de turgut nereden koşuyor diye sormuştu çölaşan
Emin değilim ama imgeye de çok abanmıştı 80’li yıllar

Ali Emre
İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın