Ali Çakır, Ayrı Hülyalar Sineması

Buralarda bildiğim iyi bir Çin lokantası yok sevgilim. Lanet Federaller peşimizde ve masumiyetimize kimse inanmıyor. Kimse kefaletimizi ödemeyecek ve şehrin en tecrübesiz avukatı savunacak bizi.

Keşke birlikte çalışmaya mecbur iki dedektif olsaydık hülya. Önceleri birlikte çalışmaya şiddetle karşı çıkan ve farkına varmayarak zamanla birbirine alışan iki dedektif… Kaderin bütün serencâmı  bizi birbirimize daha da yaklaştırırdı. Bizi Amerikan yağmurlarından koruyan NYPD arabamızın içinde ışıklı ve ıslak caddelerin hengamesini izleyerek kahvelerimizi içerdik. Hatta âşık olurduk birbirimize ve bunu asla itiraf edemezdik. Sen, başardığımız en büyük işin finalinde ıslak ve ışıklı yolları yaralı halinle geçerek çok uzaklara giderdin. Polis arabasının içinde bir battaniyeye sımsıkı sarılır, bana bakardın. Ben, kan revan içinde gözyaşlarımı yağmurlarla saklardım, senin gözyaşların yanaklarından süzülürdü. Bir daha hiç görüşemezdik. Yine de bunun ruha iyi gelen bir hüznü, mutluluğu olurdu. Senin gittiğin, benim kaldığım yerde hakkımızda şehir efsaneleri uydurulurdu.

Ama buralarda bildiğim iyi bir Çin lokantası yok sevgilim. Üstelik lanet Federaller peşimizde.

Okul balosuna birlikte gidelim hülya. Sen okulun en gözde kızı, ben okulun en silik tipi olsak da okul balosuna birlikte gidelim. Bizi de birbirimize yakıştırmayıversinler. Okulun karizmatik serserileri bize sataşırsa ilk kahramanlığımı yapmaya cesaret edebilirim hem. Senin için kavga edebilirim. Senin için hırpalanabilirim. Patlayan dudağımdan sızan kanları yerde elimin tersiyle silerken onların tehditlerini dinleyebilirim. Ziyanı yok, her şey olup bittikten sonra karnıma bir tekme atarak gidebilirler. Bütün bunlar beni küçük düşürmez, biliyorsun. Cesaretime hayran kalabilirsin. Yaralarıma pansuman yapabilirsin hülya. Hata yediğim dayağa gülebiliriz ve bu, bizi birbirimize daha da yakınlaştırır. Okul balosuna birlikte gidelim hülya. Seni evinden alıp evine bırakabilirim. Üstelik seni evine bırakıp dönerken dünyanın en mutlu insanı ben olurum. Vücudum, dünyada sığabileceği bir yer bulabilir belki ama dünyalar içimde kaybolur. Okul balosuna birlikte gidelim hülya.

─ Yürü, derdini karakolda anlatırsın!

Derdimi karakolda anlatamam hülya. Bütün şüpheler beni işaret etse de ben masumum ve senin buna inanman gerekiyor. Senin bana sadece bir kez inanman gerekiyor. Du. Senin masumiyetime inanmamış olman tek ceza benim için. Şimdiden sonra hiçbir hapishane beni terbiye edemez, hiçbir ilmek nefesimi kesemez, hiçbir cellat başımı gövdemden ayıramaz, hiçbir melamet beni utandıramaz.

İthamın kapkara denizine bırakayım kendimi. Derinliklerinde ne ses, ne ışık, ne renk, ne görüntü… Bırak ne olacaksa olsun hülya, bırak ne olacaksa olsun.

Büyükçe bir çember çizmiş kader bize; ne içinde buluşmak var, ne içinden çıkmak var. Zaten konumuzla pek ilgisi yok lakin otobüs yorgun hülya. Yolcular da yorgun. Her yer ışıl ışıl. Yol ile ikiye ayrılan mezarlık dışında her yer ışıl ışıl. Daha önce bahsetmiş miydim, mezarlıkların kompozisyonlarını severim ben. Toprak, ağaç, çimen, çiçek ve taş; kusursuz bir uyum içindedir. Gerçekten. Hatta iklim, bütün mevsimleriyle destek olur bu uyuma. Bunu mutlaka düşünmelisin hülya.

Biz ayrı dünyaların insanlarıyız.

Biz ayrı dünyaların insanları değiliz.

İçine doğduğun ayrı dünyayı sen mi yarattın? Haydi, ayrı dünyalarımızı sorgulayalım hülya! Ayrı dünyalarımızın ne kadarı bize ve ne kadarı başkasına ait, sorgulayalım. Güneş burada biraz daha erken doğuyor, hepsi bu. Başkalarının kurguladığı dünyaları sahiplenmek zorunda değiliz. Üçüncü bir dünya imkansız değil, hatta çok yakın. Şu çitleri aştık mı… Birer eksik, ayrı dünyalarımızda hissedilmez.

Gel, Sîmurg’a gidelim hülya. Uyumla kanat çırpabiliriz. Birbirimizi gözetip kollayabiliriz. Zor değil. Bütün bir yolculuk, ilk adımdan ibaret. Bir karar verebiliriz. Cesur olabiliriz. Kararlı olabiliriz. Her şey farkı olabilir.

Her şey farklı olabilir mi?

Ya da.

Bırak gözlerin yeşil kalsın hülya, benimkiler siyah. Zaten her şey umutla başlar, hüsranla biter.

Değil mi?

O halde bırak gözlerin yeşil kalsın hülya, benimkiler siyah. Saçların güneşi sarıyla emzirmeyi sürdürebilir. Ve endamın, selvilerin ilham kaynağı olmaya devam edebilir. Beni toprak tutuyor. Çünkü burada yabancıları pek sevmiyorlar hülya, kahretsin ki buraya yeni geldim ve kimseyi tanımıyorum. Sigaramı yakan ateşi rüzgara karşı savunabilirim. Başkaca da bir şeyi umursamaya niyetim yok. Bırak gözlerin yeşil kalsın hülya, benimkiler siyah. Her şey umutla başlar, hüsranla biter.

Değil mi?

İtirazı olan varsa şimdi konuşsun, yoksa kıyamete kadar sussun. İtirazım var ama kıyamete kadar susabilirim.

Ya da.

İtirazım yok.

“Hey, ahbap! Senin derdin ne, he!”

“Çok eskiden rastlaşacaktık.”

Ali Çakır

İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: