Akif Haner, Keşke Biraz Rasyonel Olsan Ayla Abla

Akşamları daha bir severim İstanbul’u. Aslında İstanbul’u sadece akşamları severim. Tamam itiraf ediyorum artık İstanbul’a aşık değilim. Bence ilişkimize bir yaz molası vermeliyiz. Kabul edelim ikimiz de çok dağıldık. Bu ayrılık ikimize de çok yakışacak. İstanbul kulağıma eğildi ve ‘benden uzaklaşman gerekiyor, ben gereğinden fazla meydan savaşı yaşadım sense ait olduğun duygular altında ezildin. Sağlıklı değiliz.’ dedi.

O an durdum. Beynim durdu. Haklıydı. Uzaklaşmam gerekiyordu. Aklım buna olur vermek istiyordu ama bu gidiş öyle beribenzer bir gidiş değil. Özünde döndüğünde bulamayacak olmak barındıran bir gidiş. İç kanama gibi. Çok zor geliyor yaşamak. Öyle gidilmiyor. Kabul edemedim ama İstanbul avcumun içinden kayıp gitti. Ben öylece kaldım. İstanbul meydan savaşlarının vermiş olduğu yorgunlukla hemen oraya yığıldı. Ben arkama bakmadan kahroldum.

Sonra bir camiye gittim. Şadırvandaki ayna yüzümü tüm kirliliği ile bana yansıtırken gözlerimin buğulu halini seyretmeye başladım. Dizlerimin bağı çözülüp de tabureye oturunca ezan okunmaya başladı. Ellerimin kiri yavaş yavaş akarken suyun döküldüğü kanala, günahlarım batmaya başlıyordu kulunç gibi. Gözyaşlarım yüzüme su değmesini bahane edecek kadar bilinç sahibiydi.

Benim gözlerim kızarır ağlayınca ve annem bunu fark eder. Oysa annem gözlerimin kızarıklığını göremeyecek kadar uzaktaydı. Ama olsun ‘Allah görüyor’ du. Önemli olan da buydu.

Ne zaman caminin dibinde telefonla konuşsam bitmek bilmeyen yatsı ezanı o anda okunup bitmişti. Düşünceler bitmiyor. Düşünmek ölüm gibi, bitmiyor. Şarkıların merhameti yok. Seni koparıp götürürken sürüklenmene aldırmıyor.

Şadırvanda ezanı dinlerken tarifi imkânsız duygulara kapılan ben, yere göğe sığdıramıyorum şairden ödünç alınmış gövdemi.

Kavgalardan bıkmışlığın, yorulmuşluğun nefes nefese kalmaları eşliğinde bir şehirle kavga ediyorum. İmla hatalarım var.

Dağıldım, yoruldum, toparlayamıyorum. Deniz martı ve vapur şiirden kaldırılmasaydı süslü bir yazı yazardım ama elimde şehir kaldı bir tek. Kovulmuşluğun şaşkınlığı hazır bu kadar taze iken kulaklarını bir çınlatayım dedim.

Biliyorum şairler hala fakirken siz esen kalamazsınız.

Akif Haner
İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın