Ahmet Murat ile Suavi Kemal Yazgıç Konuştu, Uzun Bir Seyahat

Kalbin Kararı adlı dördüncü şiir kitabı geçtiğimiz günlerde yayınlanan Ahmet Murat ile şiir muhabbeti yaptık. 
Kitabın bir menkıbe ile açılıyor. Bu menkıbeyi niçin seçtin? Poetikanı bu menkıbeden mi okumalıyız?
O menkıbede Akşemseddin Hazretleri, bir keşf, bir vizyon tecrübesi yaşarken, bazı meleklerin Şair Şeyhi’nin bir beytini terennüm ettiklerini görür. Bunun sebebi olarak da kendisine, bu beyti Allah’ın çok beğendiği ve meleklere vird olarak emrettiği söylenir. Bu çok acayip ve tatlı anlatı beni can evimden vurdu. Allah’ın hoşuna giden bir şiir yazabilmiş ve bu şiiri meleklerin ortamında popüler olmuş Şeyhi’yi kıskandım ve kendime sordum: Şiirlerin içinde Allah’ın tuttuğu bir dizen var mı? Bir de, bizim Şeyhi’nin, yani şu Kütahyalı ağbimizin Türkçe bir şiirinin meleklerin diline dolanmasından da çok mutlu oldum. Mütemadiyen o güzelim Türkçe dizeleri okuyaduran o meleklerle tanışmayı çok isterdim.
Kalbin Kararı diyorsun, gözyaşı Allah’ın bir ajanıdır diyorsun bir de son hutbe var. Modern zamanlarda hayatın nostalji dışında adı bile anılmayan bir yönüne işaret ediyorsun. Sence niçin şiir bu sahaya uzun yılar duyarsız kaldı? 
Çağdaş şiir yordamı sayesinde şiire her şeyi sokabiliyoruz. Geçenlerde Orhan Veli’ye ait olduğu söylenen bir şiir yayınlandı. O şiirin bir dizesinde şair Cumhuriyet gazetesini geçiriyor. Bugün bir dizede Sözcü gazetesi, Vogue dergisi ya da Flash Tv geçmesiyle elde edeceğimiz nispeten canlı bir etkiyi daha o zaman, bir asır önce tutmuş yakalamış yani.
Daha öncesinde Akif’te, aruzla yavaşlatıldığı ve gizlendiği için çok belirgin olmayan bir biçimde bu zaten vardı: Köse imamlar, minberler, secdeler, ezanlar. Bir müminin gündelik hayatının öteberisi onun şiirinin temel konusu değil mi? Ben de, aynı yoldan yürümeye çalıştım. Ama bunu Akif gibi sosyo-politik bir bağlamda değil, Sezai Karakoç gibi, Asaf Halet gibi, erken dönem Fazıl Hüsnü gibi, daha arketipsel, daha ilkesel bir bağlamda yapmaya çalıştım. (Menkıbe, kıssa, sembolizm, kozmolojik kurgular, kahramanlar, rical-i gayb vb ile beliren) İslam mitolojisi ya da (ortak kültürümüz diyebileceğimiz sünnetin muhtelif düzeylerde yorumlanarak uygulanmasıyla veya sünnetin denetiminden geçerek meşruiyet kazanmış olan) İslam folklorü diyebileceğimiz ve mümin edebiyatçı tarafından ihmal edilmiş birikimler var ve ben ona baktığım zaman sadece şiir görüyorum.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlahiler ve Neşideler. İlahiler kısmındaki şiirler bildiğimiz Ahmet Murat şiirlerine daha yakın olan kısa ve yalın şiirler. Neşideler ise bir miktar farklı. Neşideler nasıl ve hangi kaygılarla yazıldı? 
“İlahiler” kısmındaki şiirlere bir miktar daha şiir ekleyebilseydim ve mesela sayılarını aklımdan geçtiği gibi otuz üçe tamamlayabilseydim, sadece “İlahiler” alt başlıklı bir kitap çıkarmış olacaktım. “Sakal-ı şerif”, “Abdest” gibi şiirler yazmak istiyordum daha, olmadı. Ben de, “Neşideler” kısmında yer bulan şiirlerimi kitaptaki gibi ayrı bir bölümde organize ederek, kitaba almak zorunda kaldım. İlahiler daha mesut bir toplulukken, neşideler daha huzursuz. İlahileri peş peşe yazdım, neşideler ise 4-5 sene içinde yazılmış şiirlerden oluşuyor.
Sizden neşidelerdeki gibi uzun soluklu şiirler okumaya devam edecek miyiz? 
Bilemiyorum. Kafamda bir dizi şiir var. Henüz yazmadım onları ama hayal ediyorum. Öyle uzunlukları, dize boyları filan canlanıyor zihnimde. O hayale dayanarak söyleyecek olursam, çok uzun şiirler olmayacaklar sanırım.
Münacaatı muhayyer kılan ne?
Muhayyer güzel bir makamdır; yalın, popüler ve milletçe çok sevdiğimiz en eski makamlardan biri. Bu şiirimin yalınlığa yatkınlığına denk düştüğünü düşünüyorum.
İkea ile alıp vermediğiniz nedir?
Bunu İkea’ya sormalı. Olur olmaz bana mesaj atıyor, kapıma katalog bırakıp kaçıyor, cazip teklifleri olduğunu, kendisine hafta sonu uğramamı filan istiyor. O minimalist çizgisi beni bazen ayartıyor ve kendimi İkea’da buluyorum. Akıl taşkını tasarımlar, pek iş bilir detaylar filan. Ama her seferinde, bu kuzeylinin kibri, o müdanasız tavrı beni soğutuyor.
Tezgâhta neler var?
Bir dizi şiir, bir-iki hikaye, Endülüslü bir şair hakkında bir inceleme. Ayrıca Afrika çalışmalarına devam. Bilemiyorum ya Suavi, belki de uzun bir seyahat, ama çok uzun.
Röportaj: Suavi Kemal Yazgıç
İZDİHAM
İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın