Ahmet Fırat Yaşar, Gitmek, Kim Olduğunu Bir Belirsizlikle Takas Etmek

 

Allah’ım kadın 1 saat 52 dakikadır aralıksız aynı ses tonuyla ders anlatıyor. Eyyub peygamberi bile böyle bir imtihanla sınamadın ya yarabbi. Bitsin artık lütfen.

– Şizofreni kelimesi Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen şizo ve akıl manasında frenos kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Buradaki akıl kelimesi gündelik hayatın dili dışında, daha çok ruh maksadıyla kullanılıyor buna bilinç de denilebilir. Şuranın altını çizmekte fayda görüyorum :  Şizofreni kişinin iki kişilikli olması değil, birden fazla gerçekliğe inanmasıdır. “Ben hem benim hem oyum” durumu iki kişi olmaktan ziyade kendilik farkındalığının kaybolması üzerine bir husustur. Bu sebepten birden fazla kişi oldukları iddialarına maruz kalınabilir.  “Gerçek gerçeklik” normal, sıradan bir insanın algılamasına denk düşerken;  “ikinci gerçeklik” sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir sisteme dayalı bir gerçekliktir. Bu insanlar birden fazla kişi olduklarını düşünebilir, takip edildiğini ve izlendiğini söyleyebilir, aynı anda birden fazla yerde bulunduğunu iddia edebilirler. Mistik güçler tarafından yönlendirildiklerini, onlarla konuştuklarını onlardan bilgi aldıklarını iddia edebilirler.

Sesinin tonu bile değişmiyor hocanın. Heyecanlanmıyor, sıkılmıyor, bıkmıyor; hissetmiyor sanki. Akıllı telefonumdan dizi izleme imkanımı düşünüyorum bir yandan. Ama sabahın köründe uyanıp buraya kadar geldiysem bu dizi izlemek için değil. Hakkını vermek de istiyorum dersin ama bu kadının ses şiddetinin hiç değişmemesi beni çıldırtacak neredeyse. Dizimi sallıyorum, parmaklarımla masaya hızlı sıralı vuruşlar yapıp tırrrrrrrıt sesi çıkarıyorum. 10 dakikada bitirmezse izin isteyip işim var çıkabilir miyim desem ne der acaba ? Ooff !

– Kısaca şizofreniye giriş yaptık. Haftaya ayrıntılar için görüşmek üzere arkadaşlar çıkabilirsiniz.

Oohhhh.. Okuldan çıkar çıkmaz yüzüme çarpan hava yaşadığımın farkına vardırıyor beni. Müzik gibi bir şeyler de olsa iyice rahatlayabilirim sanırım.  Kulaklığımı takıp, evin yolunu tutuyorum. Otobüs tıklım tıklım. Ana baba gününüz kutlu olsun demeden alıyorum kendimi.  Otobüste iğne atsam yersiz bir hareket olacağından yere düşme bahsinden söz açmıyorum. Eve gitmekten caydım. Caymak ne mecbur kelime diye geçiyor aklımdan. Vazgeçtim, çarşıya varınca inmeye karar verdim. Biraz yürümek istiyorum. Hiçbir yere doğru yürüyorum. Yoruldum. Sakinledim biraz. Bir kahvehaneye girdim. Çay söyledim. Garson umursamadı. 5 dakika sonra elindeki tepside elli ila 60 bardak arasındaki çayı dağıtırken bana da bir tane bıraktı serinkanlı bir şekilde. Bu bardaklar onbaşı bardaktan küçük olduğundan 2 tam şeker atınca çok tatlı oluyor. 1 tane de az. 1,5 iyisi ama bir taneyi elimle kıramıyorum küp şekerler küçük oldugundan. Ağzımla kırıp yarısını kenara koyuyorum bir dahaki çayla tüketmek için.

Usulca yanıma yanaştı. Tedirgin, biraz da titrek bir ses tonuyla :

– Pardon sen üniversite okuyan birine benziyorsun ağabey? Bir şey sorabilir miyim  ?

Üniversite öğrencisi oldugum.

Bu doğru tahmini düşündüm bir saniye kadar. Buraların irfanı koydum adını. Benden büyük olmasına rağmen ağabey demesi ise bir tevazu biçimi.

– Tabi buyur ağabey.

-Ben 5 yıl önce Maraş’ ta işletme bölümünü 2. sınıfta bıraktım. Geriye nasıl dönebilirim ?

Sanki söylediklerinin hiçbirini duymamış sadece “geriye nasıl dönebilirim” dediğini duymuştum. Gözleri yuvalarında titriyordu. Yuvasında emniyette olmadıklarını düşündüm gözlerinin. Bir başkasının gözleri onun göz yuvalarındaymış gibiydi.

– Bıraktığın bölüme mi dönek istiyorsun ağabey ?

– Evet. Sağlık sorunlarımdan dolayı bırakmak zorunda kaldım. Bir süre burada psikiyatri servisinde tedavi gördüm. Henüz bitti tedavim. Aslında iyileşmemişim. Ama gitmeme izin verdiler 5 yıl sonra.

Nesi var acaba ? Sorsam mı ? Ayıp olmasın. Yoo, niye ayıp olsun canım ! Sen grip olan birine neyin var demiyor musun ? Ayıp olur diyor musun ? Onun gibi düşün. Tamam da adam  bunu bilmemi istemeyebilir. Huzursuz etmeyelim şimdi. O zaman niye tedavi gördüğünden bahsetti ? İlgiye ihtiyacı var belki. Yardımcı olmam için sahiciliği kullanmışta olabilir. Ne zamandan beri meselelere bu kadar kuşkucu yaklaşır oldum ? Neyse ne !  Evet, huzursuz etmeyim adamı.

– Hım. Şimdi neden dönmek istiyorsun ?

– Gitmek için.

– Nereye ?

– Ne fark eder ağabey!

– Peki. Kaydın var mı hala üniversitede önce onu öğrenmemiz lazım. Okulu arayıp onu öğreniriz. İnternetten okulun iletişim numaralarını bulalım. Ondan sonra ne yapacağımıza karar veririz.

Sessizlik. . Bir süre..

-Numara bu.

– Sağol ağabey; kusura bakmasan bi cigaranı alabilir miyim ?

– Ne demek ağabey buyur.

Aldı. Titrek elleriyle çakmağını aradığı yerden çıkardı. İyice yanana kadar çakmağı söndürmedi.

Dolgunca bir fırt alıp iyice ciğerlerine çektikten sonra ” Ailen burada mı oturuyor ?” dedi.

– Hayır. Annem Bingöl’ de. Yani ailem.

-Baba vefat mı etti ?

– (evet) Hayır. Ayrılar annemle.

Kısa bir süre sessizlikten sonra:

– Babalar gururlu olur ağabey. Yanlış yapsa bile. Oğlundan af beklemek gururlarını dokunur.

Dedi.

Bu da ne demek şimdi? Babamı tanıyormuş gibi konuştu.

– Senin ana baba sağ mı ağabey ?

Suratına mahçup bir tavır takınarak :

– Yook. Rahmete gittiler.

Rahmete gittiler. Bu ifade dünyadan sıkılanlar için kullanılıyor sanırım.

– Allah rahmet eylesin. Buralarda mı oturuyorsun.

– Evet. Ben de yarım saat önce geldim İstanbul’ dan.

?

-Nasıl yani ?

– İstanbul’ dan Bingöl’ e ordan Elazığ’ a geldim.

– Olur mu ağabey ? Uçakla bile daha uzun sürer bu.

– Yook. Uçakla değil otobüsle geldim.

Ahh tüh!.. Ahmet abi 6 da burda ol demişti dün. 10 dakika geçmiş bile.

– Benim gitmem gerek ağabey sana sigara bırakıyorum. Ustaam ! Çay verir misin buraya ?

– Allah’ a emanetsin. Sağolasın.

. . .

bingöl’ le istanbul arası
otobüsle kaç saat
yani istanbul’ la bingöl arası
kaç saat otobüsle
kimine göre günlerce
kimine göre birkaç saniyedir
çünkü özlemler çeşit çeşit
özlemler ki binlerce
ah sevdadır ancak onları birleştirir

Edip Cansever

 

1 hafta sonra

 

– Ee  gidip konuşmadın mı kızla?

– Konuşamadım oğlum.

– Ya hu yıllardır bu anı bekliyorsun, manyak mısın kardeşim sen !

– Ne bileyim konuşamadım işte. Ne oldu bilmiyorum ama gidemedim.

– Şair misin oğlum sen ! Ne bu gidememeler falan ! İki tane şiirin yayınlandı havaya girdin ha.

– Öyle deme Ramazan. Adam şiir yürüyor, şiir içiyor ya hu.

– Off. Tamam Nurullah. Kapatalım.

Usulca yanıma yanaştı. Tedirgin, biraz da titrek bir ses tonuyla :

– Ağabeyler pardon bir şey sorabilir miyim ?  Siz üniversite okuyorsunuz herhal.

Ramazan : Tabi ağabey. Buyur.

– Ben 7 yıl önce Erzurumda’ ta işletme bölümünü 2. sınıfta bıraktım. Geriye nasıl dönebilirim ? Sağlık sorunlarımdan dolayı 7 yıldır psikiyatri servisinde yatıyorum.

Aa ! Beni hatırlamadı. Hem 5 değil miydi o ?  Erzurum mu ? Maraş..

Beni hiç görmemiş gibi bakmayı nasıl başarıyor ?

Ramazan : Önce bi kaydın kuydun var mı hala ona bakmak lazım. Okulu arar öğreniriz o kolay. Ama kaydın silinmişse  bir daha sınava girip kazanman gerek ağabey.

– Hmm.. Sağol ağabey. Bir sigaranı alabilir miyim ?

Evet. Hatırlamıyor beni. Hiç görmemiş gibi. Tanımlamaya çalışıyor yeniden.

Dolgun bir nefes alıp ciğerlerine iyice çektikten sonra : Siz okuyan adamlarsınız bilirisiniz, geriye nasıl dönebilirim ?

Ramazan : Nereye ağabey?

– Ne fark eder ağabey!

Nurullah adamın gözlerindeki gariplikten anladı sanırım, Ramazan’ ın kulağına eğilerek :

– Ağabey iyi değil. Bana bırak.

Geri nasıl dönülür bilmiyoruz ağabey. Ama sen bulursan bize de söyle olur mu?

– Olmaz ağabey. Herkes geriye dönüş biletini kendi alır. Otobüsü de tek kişiliktir. Ben her Allah’ ın günü o yolu ararım. Boşuna mı ben ararım?

Ben, Ramazan, Nurullah:

– . . .

Belli belirsiz bir zaman sonra.

O ağabeyin garip cümleleri..

Uzun zamandır bunu düşünüyorum.

Giden yanına hiçbir şey almamalıdır. Zaten alamaz da. Yanında götürebildiği şeyler varsa bu gitmek olmaz. Yanına almaması gerekenlerden en tehlikelisi hafızadır. Hafıza eğer yerini başka şeylerin akışına bırakamamışsa gitmeyi namümkün kılar ; diriliği hayatı çekilmez hale getirir. Hafıza iğdiş atlara dönüştürülmedikçe zamanın künhüne ulaşma imkansızlığı sıkar. Doru hafızalar aşka meyli düşük kişilerinkidir. Bu ise tat alma duyusunu zamanla iş birliği içersinde törpüleyip yavan arzuları, zevkleri besler.  Gitmek, bu yüzden asıl hafızadan gitmektir. Bellek, cehennemin adı konmamış katının silik tabelasında tarihin en eski adını taşır.

Ahmet Fırat Yaşar

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın