Ahmet Cora, Şiirden Gerçek Hayata Bir Kement: Kelebeğin Rüyası

Şiir hep vardır, ama hep farklı bir dünyaya aittir. Nerede, nasıl oluşur kimseyi ilgilendirmez. Sadece ihtiyaç halinde alınır, kullanılır. Diğer zamanlar genel halkın umurunda değildir.

Yılmaz Erdoğan, şiiri burada hayatın bir parçası haline getirmiş. Şairleri kanlı canlı karşımıza koymuş, içimize sızdırmış. Maden ocağında bir memur ve direklere tırmanan bir işçi yapmış.

Bir de onlara, bir zamanlar ülkeyi kırıp geçiren verem hastalığını vermiş ve onları oldukça sahici bir noktaya ulaştırmış.

Ayrıca Rüştü karakteri ile de bir şairin sanılanın aksine herkesten fazla hayat dolu ve acar olabileceğini de göstermiş.

Filmin kendisinde, sahicilikten uzak bulduğum tek sahne, iki şairin filmin sonlarına doğru, odalarının kapısını kilitleyip duvarlara şiirler yazmalarıydı. Ama Dücane Cündioğlu’nun, eski bir söyleşisinden hatırladığım bir sözü vardır: “Sahici olanlara katlanamayız, o yüzden film olarak izleriz.”

Yani filmler zaten tamamen sahici olmak durumunda değildir.

Film bize şunu göstermektedir; Şiir bu topraklarda her zaman hayatı en yüksekten algılama olgularından biri olmuştur. Şairler bu ülkenin düşünce dünyasını temellendirmiş, çeşitlendirmiştir. Belki de bu yüzden delilikle dâhilik arası gidip gelen bir muamele layık görülmektedirler. Her ne kadar Behçet Necatigil çok beyefendi bir karakter olarak karşımıza çıksa da, O’nun da çok sıradan bir hayatı tercih etmediği görülmektedir.

Filmde ayrıca edebiyat dergiciliğinin bir zamanlar ne kadar önemli ve işlevsel olduğu ve bu ülkenin batılılaşma macerası bize yan sunumlar olarak sergileniyor.

Atlanmaması gereken bir önemli nokta da şu; Bir zamanlar bu ülkede verem gibi her eve ateş düşürmüş bir hastalık yaşanmıştır. Bu zamana kadar da popüler sanat dallarından hiçbirinde geniş yer almamıştır. Film, bu eksikliği de gidermekte ve bu trajedinin yeni nesillere de aktarılmasına katkı sağlamaktadır.

Film tekniği açısından, yerdeki su birikintilerine yansıyan insan siluetleri, iki buğulu camın karşı tarafından birbiri ile konuşma sahneleri önemli denemelerdir.

Özetle bu film, her yönüyle Türk sinemasında klasikler arasında yer alacağa benziyor.

Ahmet Cora

İZDİHAM

  İzdiham Dergisi, 34. Sayısında birbirinden nitelikli yazılar, Türk edebiyatında ilk kez yayınlanan belgeler; sinemada ilk kez gösterilen senaryolarla okuyucularına merhaba diyor. Siz de eğer İzdiham okurken dergiden yankılanan müziği duymak isterseniz İzdiham’ı kaçırmayın. Üstelik grafiker her şeyi anlatmışken. İzdiham 34. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.  

Bir Cevap Yazın