Ahmet Cora, Nasıl olacak bu işler?

Biz bu şehrin sadece sakinleri değiliz, hastalarıyız da aynı zamanda.

Belki bu yüzden “çapa” kelimesinin bize ilk çağrıştırdığı, gemilerin sabitleme demiri değil, şehrin tam teşekküllü bir hastanesi olur; Büyük, devletin, ücretsiz.

Üç tarafımız denizlerle çevrilidir ama rahatsızlıklarımız daha fazla yanımızı kuşatmıştır anlaşılan.

Aslında lafı dolandırmaya gerek yok; modern hastalıkların girdabında olduğumuz aşikar.Artık hepimiz tiryaki, depresif, kompleksli, yalnızız… Birbirini maillerden tanıyan bir nesile aşina olduğumuzu bile söyleyebiliriz, Ahmet Haşim’den aldığımız ilhamla.

”Sizi birkaç kez cc’de görmüştüm” sözünü duymamızı ramak geçiyor.

Gençler, daha yolun başında bütün tez ve hipotezleri çürütülmüş bir bilimadamı gibi moralsiz ve bitkin düşmüş durumda.Dede Korkut bugün yaşasa, çocuklara “Rekabet” “Mücadele” gibi isimler koyardı muhtemelen.

Popüler kültür bile klasikleşti.Herkes, arabası kendisininkinden daha yeni, evi daha büyük, çocuğu daha tanınmış okulda öğrenci olana özenip kendi haline üzülür durumda.

Tuhaf zamanlardayız vesselam; Bedenler daha az çalışıyor ama ruhlar daha fazla yoruluyor.

İnsanların işi, neredeyse işe yarıyormuş gibi gözükmekten ibaret.

Küçük şeylerle sevinçten havalara uçup, yine küçük şeylerle üzüntüden harap oluyoruz.Büyümeyen çocuklarız bir nevi.Havalı bir profil fotoğrafı bizi havaya sokmaya yetiyor.Hatta, günümüzde tatillere sadece paylaşılacak fotoğraflar için çıkılıyor.

İnovasyon, mobilizasyon, netvörk, sürdürülebilirlik gibi afili lafları pek seviyoruz.

Tamam dünya çok değişti, doğru.Bir bilgiye ulaşmak için, at sırtında ovalar tepeler aşarak Bağdat kütüphanelerine gidilen dönemler geride kaldı.Arama motorlarımız var şimdi, yüksek beygirli.Bilgiye çok kolay ulaşıyoruz.

Nedense cehalet hiç azalmıyor…

Çaktırmıyoruz ama gelecek korkusu bizi yiyip bitiriyor.

Neyseki kişisel gelişimcilerimiz var.Dillerindeki tek cümlelik formüllerle bir parça iyi hissediyoruz; “Herşey senin elinde” , “İstersen başarırsın”… vesaire.

Mütemadiyen konuşuyoruz, yediklerimize dikkat ediyoruz.Sosyaliz ve dişlerimiz parlıyor.

Ama bazen dalıp gidiyoruz işte.

Ve bir soru düşüyor dilimize, ince belli cam bardak içindeki demli bir çayı, uzun uzun karıştırdıktan sonra, dudaklarımızla buluşturmadan az biraz önce:

Nasıl olacak bu işler?

 

 

 

Ahmet Cora
İZDİHAM

 

 

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın