Ahmet Cora, Kötüler Hep Daha Fiyakalı Olmuştur

Kötü olmak için ortanın üzeri bir zeka seviyesine sahip olmak gerektiğini biliriz.

Zira şeytani planlar, çıkar amaçlı stratejik düşünceler, rol yeteneği vs.hep zeka ve kavrama yeteneği gerektiren mevzular.

Zekayla harmanlanan merhametsizliğin, bencilliğin, empati yoksunluğunun getirdiği rahatlığın insanı belki daha genç ve çekici tutacağı ileri sürülebilir.

Ama burada esas mevzu, insanların kendileri sergileyemedikleri bu huy ve davranışları başkalarında görünce bir hayranlık içine girmeleri…

Anlaşılacağı üzere burada “kötü”den kasıt mutlaka “suçlu” veya suç seviyesine gelmiş fiiller değil.Belki yasalara göre meşru olan, ama kişiyi kötü yapan davranışlar.Başka bir deyişle, yasal ama insan hukukuna aykırı davranışlar…

Konuya dönersek, kötüyü toplumda çekici yapan nedir?

Haşmet Abi geçenlerdeki bir yazısında; Dallas dizinde Ceyar’ın neden tüm dünyanın ilgisini çekerken iyi karakter Babi’nin hep silik bir karakter olarak algılandığını sormuş ve paranın ve gücün dünyasında bir yerden sonra iyiliğin hükmünün geçmeyeceğini belirterek modern zamanın ruhuna gönderme yapmıştı.

Sonuna kadar haklıydı.

İş hayatında da çok rastlanır; Çalışanların çoğu yöneticilerini kaprisli, kibirli ve gaddar kişiler olarak görür ama bir fırsat doğup, o koltuklara kendileri oturduğunda çoğu aynı davranışları en az onlar kadar sergilemekten geri kalmaz.

Zira gücün, hedeflerin, yarışların dünyasında merhamete ve iyiliğe yer olmadığı fısıldanmaktadır.

Dirayet, yetkinlik, kendine güven gibi özellikler çok kolay bencillik, saygısızlık, kibir gibi özelliklerle karışabilmektedir.

Ayrıca kötü, salt kötü olmayacak kadar da strateji bilir.

Herkes gibi samimi ve insancıl olabildiği gibi, kendi hedefleri doğrultusunda gerektiğinde tırnaklarını çıkarmak, onun için bir rutindir.

Nihayetinde, bu kıvraklıkları gösterebilmek maharet ister ve herkesin de harcı degildir..

İyilikle kötülüğün rayları arasında kolay makas değiştirebilenlere, içten içe hayranlık beslenir.

Bu yazının başlığı “Kötünün Çekiciliği” de olabilirdi, ama olmadı…

Ahmet Cora

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın