Ahmet Cora, Enerji Üzerine…

Ahmet Cora enerji üzerine yazdı…
 

Güneşin bir enerji kaynağı olduğuydu, konu ile ilgili ilk öğrendiğimiz, okul yıllarında.

O, kendi başına ısı ve ışık yayabiliyor ama uydumuz ay’ın böyle bir özelliği bulunmuyordu.

Ay, sadece güneşten gelen ışığı yansıtabiliyor ve ısısını da güneşten sağlıyordu.

İnsanlara benzetirim bu durumu

Kendi enerjisini kendi üretebilen insanlara,

ve bir de sadece başkasının enerjisiyle hareket edenlere..

Bu konulara okullarda pek değinilmez nedense…

Birinci kesim, her daim zinde, dinamik kişilikleri aklıma getirir ve bunlar kendi enerjilerini kendileri üretebildikleri için de herhalde, “enerjik” diye adlandırılır.

İkinci kesim ise, güncel yakıştırmayla “enerjisi düşük” diye tanımlanır.

Hatta geçenlerde, enerjisi düşük, diye bir kadının kocasını boşamak istediği haberine bile rastladım bir gazetenin magazin sayfasında.

Sonuna kadar okumamıştım ama cümlenin gelişinden, bütün gün yatıp bilgisayar oyunu oynayan bir profil kastedildiğini anladım.

Güncel hayatta etrafımıza baktığımızda enerjisini farklı alanlardan toplayanlara şahit olmaktayız.

Kimileri enerjisini ilminden, kimileri kartvizitinden, kimileri güzel/yakışıklı fotoğrafından,  kimileri dostluklarından, kimileri düşmanlıklarından almakta.

Yani herkesin illaki dayandığı bir enerji kaynağı bulunuyor. Yoksa zaten antidepresan…

Bireyler böyle de,  toplumların enerji kaynakları neler?

Herhalde, kendi enerjisini kendi üretebilen toplumlar enerjilerini, tarihlerinden, kültürel altyapılarından, yazarlarından, aydınlarından almaktadır.

Bir toplumu diri tutmada; düşünen insanlarının ürettikleri fikirler, eserler, sorunlara getirdikleri çözümlerin etkisi büyük olmalı.

Aynı hedeflere yöneltebilen, ortak kültür havuzunu mümkün olduğunca doldurabilen kişiler…

Lisede felsefe hocamiz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra taş üstünde taş kalmayan Almanya’nın nasıl çok kısa sürede dünyanın her alanda yine büyük devletleri arasına girdiğini anlatmıştı.

Yani bunun bir tesadüf olmadığı, bu ülkenin enerjisini düşünürlerinden Kant’tan, Nietzsche’den, Weber’den aldığıydı, hocanın vurguladığı.

Peki, bizim durumumuz nedir?

Biz de tarih sahnesinden hiç silinmemiş, hep var olmuş ve hatta çevremizi de etkileme potansiyelimizle hayat bulmuşuz. Ayrıca biz bir duygu toplumuyuz ve enerjimiz mantıktan daha fazla duygu temelli.

Malum, bizde cesaret de, üzülmek de, sevinmek de hep doruklarda yaşanır.

Yani duygu ile tuhaf bir ilişkimiz olduğu için belki, Yunus Emre, Mevlana, Şems, Fuzuli, Nasreddin Hoca gibi manevi kaynakları fizikçilerden, astronomlardan, daha çok seve gelmişizdir.(Aslında diğerlerinin ismini bile aklımızda tutmayız)

Bugün bile hiç farkında olmadan devam edegelen enerjimiz, bu topraklardan bu şahsiyetlerin geçmiş olmasıyla ilintili diye düşünürüm

Yani nasıl Rusya’yı Rusya yapan sahip olduğu askeri güç veya doğalgaz rezervlerinden daha çok Dostoyevski, Tolstoy gibi büyük yazarlara sahip olmasıysa, bizim de büyük gönül adamlarına sahip olmamız en büyük enerji kaynağımızdır

Hepsi tamam da, ya bizim efkârımız ne olacak?

 

 

 

Ahmet Cora

İZDİHAM

 

 

 

 

 

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: