Ahmet Cora, Dünya İnsanı

21.yüzyıl modern çağ, yıllardır çokça kavramın içini boşalttığı gibi, çokça kavramın da içini gereksiz yere doldurmaktadır.

Geçen gün gitar çalıp söyleyen bir “sanatçının” “Rock bir müzik değil, yaşam tarzıdır” sözünü duyduğumda bu fikrim daha bir pekişti.

Buna benzer çokça laf, deyim dolanır oldu günümüzde.

Biri daha var ki dikkatimi çeken; “Dünya insanı” kavramı

Kendi kültürü ile tek bağı, hergün içtiği bir fincan Türk kahvesinden ibaret olan, en az bir yabancı dil bilen, pasaportu bol damgalı ve sözde yaptığı işin evrensel olduğu düşünülen kişiler için çok kez duymuşuzdur bu yakıştırmayı.

Bir Ankaralı gibi söylersek; Olur mu la böyle şey!

Her yere ait insan mıdır ki dünya insanı ?

Burada, yıllardır süregelen bir tartışma olan “yerelden evrensele” muhabbetine girmeyeceğim ama
şunu belirtmeden de geçemem; Dünya popüler kültür seviyesini yakalayan ve ona hizmet eden değil, dünya asli kültürüne nokta kadar da olsa bir katkısağlayabilen insan olması gerekmez mi, dünya insanının…

Bu katkı, okur -yazar-çizer olmakla alakalı bir durum değil…

Biraz da küçük çocuklar için söylenen “vatana millete faydalı biri olsun” temennisiyle de ilintili aslında.Tahmin edeceğiniz üzere bu söz, sadece memur olması istenen çocuklar için söylenmiyordur.Biraz adam olmak, biraz delikanlı,biraz ahlaklı olmak gibi birşeydir bu.

Peki nereye göre adam olmak? Hangi değerlere göre?

İşte burada yerellikten bahsetmemiz şart oluyor işte.

Tarihi, coğrafyası, edebiyatı, müziği, mimarisi, insanıbağlamında yerel değerleriyle barışık olmayan bir insan, hangi konuma ulaşırsa ulaşsın hep eksik durmaktadır.

Farkettiyseniz de; uluslararası üst düzey pozisyonlara bir Türk’ün gelmesi, eger bu Türk, yerel degerlere sahip biri değilse, kimseyi heyecanlandırmıyor, kimse o kişiyi kendinden görmüyor.

Bu kadar lafı basit bir soru ile bağlarsak; meşhur okullardan mezun, popüler sosyal kulüplere üye, her daim şık giyinen üst düzey yöneticiler, CEO’lar, gazetelerin vazgeçilmez köşe yazarlarımı daha dünya insanı, yoksa dünyaya Kırşehir bozkırlarından haykıran Neşet Ertaş mı ?

Ahmet Cora

İzdiham

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın