Ahmet Cora, Bir Ada, Deklanşör ve Memleket Meseleleri

   Ne gördüğümüz, kim olduğumuzdur
                                                                  (
Ernst Haas, ABD’li Fotoğrafçı)

 

Dilimizdeki  “Hanya’yı Konya’yı görmek”  deyimindeki Hanya’nın nereden geldiği pek bilinmez. Girit adasının ikinci büyük şehridir, Hanya.  Bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin bir eyaleti olan Girit’in tarihi liman kenti. Bu yazının kahramanı, işte buralı bir aileden gelmektedir.

Yani bu sayıda size bir Türk fotoğrafçıdan bahsedeceğim. Hatta tarihçilere göre ilk Müslüman Türk fotoğrafçı: Rahmizade Bahaeddin Bediz Bey Hanyalı varlıklı bir ailenin oğlu olarak 1875 yılında dünyaya gelir, Bahaeddin.
Çocukluğu Girit’te geçer. Sonrasında iyi bir eğitim alması için ailesi onu İstanbul’a getirir. Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) kaydederler. Bahaeddin’in en büyük merakı, okul yolu üzerindeki fotoğraf malzemesi satan dükkanın önünde durup, uzun uzun camdan içeri bakmaktır.Arkadaşlarının çekiştirmelerine rağmen,  o mucizevi bulduğu bu cihazlara şaşkınlık ve hayranlık karışımı gözlerle bakmaktan kendini alamaz.

Mekteb-i Sultani’de okurken babasını kaybeder, Bahaeddin. Mezun olur olmaz da Girit’e dönmeye karar verir. Gitmeden, hergün önünde durup baktığı dükkandan içeri girer ve biriktirdiği hatırı sayılır parayla şık, ahşap bir makina satınalır.

Girit’e vardığında 20 yaşındadır ve babasından kalan miras ile Girit’te kitap ve kırtasiye dükkanı açmaya karar verir. O zaman Osmanlı’ya memur olmak en gözde meslektir ve ailesi de bu yönde hareket etmesini ister.Ne de olsa iyi bir eğitim almıştır.Ama Bahaeddin buna heves etmeyecek,  ticareti tercih edecektir. Dükkanı açar ve İstanbul’dan aldığı fotoğraf makinesini de dekor amaçlı olarak vitrine koyar.

Adadaki yabancı askerler ailelerine göndermek için fotoğraf çektirmeye ihtiyaç duymaktadır ama adada bir fotoğrafçı yoktur.Kırtasiye vitrinindeki fotoğraf makinası gelip geçerken askerlerin gözüne çarpar.Bahaeddin Bey’e kendi fotoğraflarını çekmeleri konusunda ısrar ederler.Bir iki derken çok kısa sürede bu durum adada duyulur ve dükkanın önünde fotoğraf çektirmek için adeta uzun kuyruklar başlar.Artık kırtasiyecilikten çok daha fazla fotoğrafçılıktan geçimini sağlamaya başlamıştır.

Bahaeddin Bey, çektiği bu portre fotoğrafları dışında Girit’i de fotoğraflamaya merak salar. Adanın doğasını, limanlarını, köylerde ve şehirde yaşayan insanlarını kartpostallara dökecek ve 205 adet fotoğraftan oluşan bir kartpostal koleksiyonu meydana getirecektir.

Girit yerel parlementosu Yunanistan’a bağlanma yönünde kararlar almaktadır ve adada ayaklanmalar, karışıklıklar dinmiyordur.Bahaeddin Bey, 1910 yılında 35 yaşına geldiğinde bir başka Ege şehrine, İzmir’e taşınmaya karar verir.

Artık onun mesleği fotoğrafçılıktır ve 5 yıl kadar İzmir’de bu işi sürdürür. Bu dönem içerisinde acı haber de ulaşacaktır; Girit, Balkan Savaşları sonunda artık tamamen Osmanlı’nın elinden çıkar.

1915 yılına gelindiğinde 40 yaşına varmıştır ve lise hayatının geçtiği İstanbul’a tekrar dönmeye karar verir. İstanbul’dan uzak kaldığı bu 20 yıl içerisinde çok şey değişmiştir. II.Abdulhamid tahttan inmiş, 2.Meşrutiyet ilan olmuş, İttihat ve Terakki iktidara gelmiştir.Acılı Balkan Savaşlarından sonra bir de 1.Dünya savaşı patlak vermiş ve Osmanlı tüm güçleriyle Almanların yanında bu savaşa dahil olmuştur.Cepheler yangın yeridir.

İstanbul’da bir fotoğrafhane açmaya karar verir, Bahaeddin Bey. Babıali Caddesinde ilk dükkânını açar. İsmini de, o dönem bir hürriyet kahramanı olarak görülen Resneli Niyazi’ye hayranlığından dolayı Resne Fotoğrafhanesi koyar. O zamana kadar fotoğrafçılık işi İstanbul’da gayrimüslimlerin elindedir ve Resne Fotoğrafhanesi bunlara, sahibi müslüman olan, tek rakiptir. Kısa zamanda iki farklı semtte daha şubeler açarak İstanbul’da büyük üne kavuşur.

Derken savaşlar biter ve yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Malum mübadele süreci gerçekleşir. Yunan sınırları içerisinde kalan çoğu yerde olduğu gibi Girit’teki tüm Müslümanlar da Anadolu’ya getirilir. Artık Bahaeddin Bey’in Girit’te akrabası da kalmamıştır. Ancak onun aklı, gönlü hep oradadır ve kalan ömrü, adada geçen yıllarına özlemle geçecektir.

Bahaeddin Bey, cumhuriyet döneminde de İstanbul’da fotoğrafhane işletmeye devam eder.
1935 yılında 60 yaşındayken ani bir kararla Ankara’ya taşınır ve orada “Otopus” ismiyle bir fotoğraf stüdyosu açar.2 Yıl sonra  Türk Tarih Kurumu’ndan kendisine iş teklifi gelir. Artık kurumun fotoğraf departmanının yöneticisidir. Yıllar önce ailesinin istediği memurluk işine 62 yaşında bir kıyısından dahil olmuştur. Buradaki görevi tamamlanınca yine İstanbul’a geri döner ve  1951 yılında 76 yaşındayken İstanbul’da vefat eder.

Rahmizade Bahaettin Bediz Bey, Türkiye’de fotoğrafçılığın öncüsü kabul edilir. Büyük cam negatifler kullanarak ahşap makinelerle çekimler yapmıştır Eserlerinde hep incelik ve detayların peşinde olmuştur. Fotoğraflarına bakınca bu kendine özgü üslubu hemen göze çarpar.
Dünya, zaten savaşlar ve acılarla dolu bir yerdir ve O, en azından fotoğraflarıyla yaşamı bir parça güzelleştirebilme çabası içerisinde olmuştur. Çektiği her karede, duygu ve düşünce dünyasının ipuçlarına rastlamak mümkündür.

Hayattaki en büyük  arzusu bu topraklara bir fotoğraf okulu bırakmaktır ama malesef bu hayalini gerçekleştiremeden bu dünyadan ayrılır.

 

 

 

 

Ahmet Cora, İzdiham 14

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın