Ahmed Doğan, İstanbul 15.11.2013

Şu haliçin nesi var bilmem.Hep yürürken kendimi burada buluyorum.Ayaklarımdan hesap soracak değilim.Rüzgara da kızamam esiyorsa bu yönlü.Diyorum ki geçmiştir bir eloğlu şu kıyısından derin mavinin, çakmıştır bir selam ağlayan martılara. Ben de geçiyorum kıyısından şu yaşamanın. Hepimiz geçeceğiz karşıya ne çare. Buluşmak karşıda, çay içmek ilahi bir çınarın altında ve terimizi silmek bunca yaşamaktan bütün dileğimiz. “olsun olacak olan görelim ne göreceksek.”
Niyetimiz dahil olmak değildi. Eni konu bakıp çıkacaktık. Aquinolu Thomas’ı da yalanlayacak değildik. Nereden bulduysak bulduk içimizde bir şey: tarihin kapılarını yoklayan bir cevelan. Yalan yok azıcık daha kuyruğumuza bassalar onu da kaybedecektik. Nereden çıktı bu yaşamak hevesi delice haykıran içimizde. Nereden? Nasıl oluyor böyle? Böylesine? Delice…
Aklımı yitirmişim de yavaş yavaş hatırlar gibiyim. Kısa süreli bir hafıza kaybı yaşasam ardından hatırlayacağım ilk şey zeynebin anneannemin balkonunda gül koklayışı olurdu herhalde. Çocukluğun o anlaşılması güç merakıyla koşmuş ben de koklamıştım. Onun gibi, içime çekip gözlerimi kapayıp başımı gökyüzüne çevirerek. Neden sonra aynı kokuyu, aynı içe doluşu hissedemediğimi farkettim. Zeynep’e mi kızsam, gülü aşkla koklayamayan çocuk burnuma mı? Zeynep’e çocuk bir yumruk sallamış mıydım acaba? Gülleri balkondan mı fırlatmıştım? Bunları hatırlayacak kadar geçmemiş hafıza kaybım. Zeynep. Şimdi dışarda. Yurtdışında. Dayımın kızı.
Rüyalarımın hülasası için iyi bir mekan haliç. Rüyalarımı düşünüyorum. İçimde ama benim değil. Azgın irademiz bizde değil çünkü. Durmak istediğimiz yerde duramıyor girmek istediğimiz mağaraya giremiyor ve gidişatı hiç bir yönlü belirleyemiyoruz. Yani aslında uyanıklıklar daha beter o açıdan. Ayağını oynatmak istiyorsun, tam da istediğin şekilde oynuyor ve ben oynattım sanıyorsun. Bir iradeye bile sahip değiliz. Sahip olduğumuz ve sorumlu olduğumuz lütuf niyetlerimiz. Kalkıp bir hışımla o davetkar iyiliğe adım attık mı? İçimizin en halis niyetleriyle yürüdük mü delikanlı adımlarımızla? İlahi çınarın altında buluşmaya söz verip koştuk mu mavi sulara? Bulduklarımız şimdi kaybettiklerimizden ne kadar fazla? Nasıl oluyor böyle? Böylesine? Delice… Ahmed. Şimdi dışarda. Yurtdışında. Babamın oğlu.
Ahmed Doğan
İZDİHAM
“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın