Afşin Selim, Bir Koltuküstü Davası

 Afşin Selim’in metni.

Genç öğretim görevlisi, kendisine tahsis edilen odanın kapısını açmasıyla birlikte şoke oldu. Odasındaki koltuk sırıtıyordu ona. Pervasızca… Olay mahallinin içinde kalmıştı. Halüsinasyon muydu yaşadığı? An itibariyle, gözünü oğuşturacak ve herşey normale dönüşecekti. Olmadı. Hiç gecikir mi: Etini, tırnaklarının arasına aldı. Koltukla yeniden göz teması… Gözlerine inanamıyordu, gözleri üzerinden algılamaya çalıştığı eşya, ruh dünyasına, uzun soluklu bir hadise olarak sinmekteydi. “Neredeyim” dedi, “Kiminleyim?” Algısal bir kilitlenmeydi bu. Fiziken baygınlık geçirmemişti henüz ama olduğu yere yığılabilmek için geçerli bir mazeret edinebilmişti. Paniği perişanlıktı. Herkesten sakladığı bastırılmış şiddetiyle güdülendi. Koltuğu tuttuğu gibi, pencereye yöneldi. O esnada kapının ardından gelen sesle irkildi: “Yokum” diye bağıracaktı ki, vazgeçti, koltukla kalakaldı oracıkta. Sükût…

Koskoca profesör olmuş” diyeceklerdi; gururlanacaktı. İyi ama nereden bileceklerdi, ne badireler atlattığını… Koltuğun sırıtışını ispat edebileceği bir kişi dahi olsa, yetecekti ona. Duyumsadığını duyurabileceği diğergam bir şahidi arzuladı. Fakat koridordaki kulise kulak misafiri olmuştu: İşittiği görev değişiminin, odasındaki koltukla olan ilişkisini çözümleyemedi elbette. “Hoş geldiniz, başarılar, hizmetkârınız…” Üniversitenin haşmetli yeni rektörü, diğerleri gibi seçilmiş ve atanmıştı. Geldiği gibi, genç öğretim görevlisini, otopsiye yatırdı. Kendisine çağ içini, muhalifine de çağ dışını layık gördü. Üniversite layık olduğu üzere yönetilmeliydi. Muhalif belirlenmiş, dilek ve temenniler kısmına geçilmişti bile: “Bundan sonraki hayatınızda başarılar dileriz.”

Genç öğretim görevlisi,karara itiraz etti. Usulsüzlük olduğunu savundu savunmasına da… Ne fayda! Haşmetli yeni rektör ve yönetimi, atamasını gerçekleştirmişti. Oda boşaltılacak, boşalt! Koltukla yaşadığı o şizofreni ânı nüksetmişti zihninde… Emir yine büyük yerden geldi: Sırtladıkları gibi, odanın ortasına bırakıverdiler. Dekan yardımcısı, hastane başhekim yardımcısı, ayniyat saymanı ve anabilim dalı başkanının refakatinde, tespit tutanağı hazırlandı. Genç öğretim görevlisine ait eşyalarla, üniversiteye ait olanlar ayrıştırıldı. Laf olsun işte: Hayat devam ediyordu. Sahiden de, genç öğretim görevlisinden arınmış mıydı bu oda?

Diriydi yarası. İnsan, nasıl hissedebilirdi ki yaşadığını? Başına umulmadık işler açıldığında… Büyük yerden gelen emir, beraberinde, soruşturmayı da sürüklemişti yanında. Koltuğun mu var, derdin var. Genç öğretim görevlisinin, kellesi alınmıştı; ibreti âlem için, sokak sokak gezdiriliyordu. Kalbini yokladı. Elleriyle kurcaladı, oradaydı kalbi, nerede olması gerekiyorsa… Lütfettiler: Son isteği için süre tanındı. Düşünmeksizin… O kemirgen soruyu dillendirdi: “Suçum?” Gerekçeli kararın düğümlendiği yer tespit edilmişti. “Odayı boşaltırken kuruma zimmetli malzemelerin eve intikali…”

Rektörlüğe dilekçe yazarak hangi eşyaları zimmetine geçirdiğini sordu. Fakat cevapsız kalacak bir soruydu bu… Çığlık çığlığaydı: “Muhatabım nerede?” Perişanlığıyla başbaşaydı. Bir müddet sonra, soruşturma kurulundan hüküm ulaştı kendisine: “Demirbaşa kayıtlı olan koltuğu aldınız ve götürdünüz.” Halen itiraz edebiliyor oluşundan cesaretle, cevapladı: “Bahsetmiş olduğunuz koltuk buradadır.” Onlarca profesörden oluşan heyet derhal inceleme yaptı. Israrlıydılar: Sonuç şaşırtıcı değildi, koltuk zimmete geçirilmişti…

Hükümsüz bir hükümlü olan genç öğretim görevlisi, bunun üzerine, başvuru mercii aramaya devam etti. Meclis Araştırma Komisyonu’nu buldu karşısında… İşgüzaristan’da bir kapı kapanırken, bir diğer kapı açılabiliyordu. Umutlandı. Yutkunarak utandı, çünkü lime lime etmesine rağmen, umut terketmemişti onu. Etkili olacağını düşündüğü yetkililere, meseleyi teferruatına değin anlattı. Cümle, nihayetine erebilecek miydi? “Koltuğun orada olduğunu ispat edemiyorum, yani koltuk duruyor orada, ‘Hayır, aldın’ diyorlar, size inandırıcı gelmeyebilir ama başvurmadığım mercii kalmadı, koltuk orada ama ben bunu soruşturma kuruluna gösteremiyorum. Geliyorlar, gidiyorlar koltuğun bir türlü orada olduğunu tespit edemiyorlar…” Dinleyici komisyonun, meselenin üzerine düşüşüyle, ilgili mahkeme bir tespit daha gerçekleştirdi odada. Göz, gördüğüne açık, baktığına kapalıydı. Karar ve tutanak: “Evet, koltuk burada durmaktadır, herhangi bir yere taşınmamıştır.” Fotoğraf, mühür ve dosya…

Genç öğretim görevlisini, suçsuzlaştırılmış olmanın heyecanı kuşatmıştı. Ta ki telefondaki sesi işitene kadar: “Sizin için kamu görevinden ihraç cezası talep ediliyor, zahmet edip de buraya gelirseniz, dosyanıza bakabilirsiniz, kurulumuz, mevzuu görüşecek.” Haşmetli yeni rektörün yönetimi, koltuk sebebiyle, genç öğretim görevlisinin memuriyetten uzaklaştırılmasını talep etti. Bunalımıyla bulandı genç öğretim görevlisi, yaşadıklarının ağırlığını hafifletebilecek bir haber beklerken hem de…

Hazırlanan dosyayı aldı, üniversiteyle ilgili mercie gitti, ifadesini verdi. Dönemin dekan yardımcısı da onun lehine ifade verdi. Birkaç sene sonra, İşgüzaristan’da iktidar mekanizmasının el ve bünye değiştirmesiyle, üniversitenin önerdiği cezanın reddine oybirliğiyle karar verildi. Şen olasın İşgüzaristan…

Fakatı biter mi? Genç öğretim görevlisinin aldığı derin nefes boğazında karargâh kurmuştu. Bu defa savcılıktan bir yazı ulaştırıldı kendisine… Üniversite, aynı zamanda başsavcılığa ihbarda bulunmuştu. Başsavcılık incelemesini gerçekleştirmişti: “Görevsizlik kararı…” Üniversite yönetimi, dosyayı ceza soruşturmasına dönüştürmüştü. Üniversiteyle ilgili başvuru merciinin reddettiği  suçtan dolayı ceza soruşturması uygulandı.

Genç öğretim görevlisi, soruşturmanın muhakkiki olan dönemin fakülte dekanına, üniversiteyle ilgili başvuru merciinin kararını göstermişti. Fakat lüzum-u muhakeme kararı verildi. “Mahkemede yargılanmasına…” Dava açıldı. Yargılandı. Beraat etti. Böylece görevine geri dönmeye hak kazandı. Koltuk, halen daha sırıtıyor muydu odasında?

Genç öğretim görevlisi, yeniden atanmıştı. Fakat İşgüzaristan’da yaşamak, aynı zamanda, dönemine göre bedel ödemekti. Bitmedi. Dekan, hakkında soruşturma başlattı. “Geriye dönük olarak hakkında soruşturma açılmasına…” Şaşkınlığına şaşıracak kadar şaşkındı; yüksünmeden katlandı yükümlülüğüne. Kuruntulu kalabalıklar o yıllarda, yeryüzünün cennetleşeceğini ve ama kıyametin de yaklaşmışlığını anlatıyorlardı birbirlerine… Oturulmuş koltuğun davası yapılamazdı. Genç öğretim görevlisi, milenyum çağında hak kazandığı profesörlük kadrosuna atanamamıştı da. Ta ki haşmetli rektör gidinceye kadar…

Rektörlük değişiminin ardından, yıllar sonra profesör olan genç öğretim görevlisinin ilk işi, odasındaki sırnaşık koltuğu bir nakliye firması aracılığıyla oradan kaldırmak oldu.  Koltuğu o günden sonra kimsecikler görmedi; muhtemelen enkazdı. Ne haşmetli rektör vardı etrafta ne de yönetimi… Son sözü soruldu sabık rektöre, kaçırmadı bu fırsatı, soruya soruyla karşılık verdi: “Adalet vardı da biz mi dişledik?” Üniversitede kanun düşeni yemekti. Uğultularıyla uyanmışlardı o sabah: Memleket elden gidiyordu, birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardı. Birbirlerine tutundukça cümleten dev bir böceğe mi dönüşmüşlerdi yoksa? İşgüzaristan ahalisi ise yeni çağcıllarıyla duble yolları aşındırıyordu artık…

 

 

 

Afşin Selim

İZDİHAM

 

 

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın