Adem Yazıcı, Paradoks

bu arsa iyi sonra bu bahçe bu sokak bu ben duygusu her yerde
içinize akan her şeyden sorumlu olma bilinci
kapılar yaylı bırakınca kapanıyor günler yudum yudum
tersine dünya tersine yürüyüş yüksekten uçan kartallar
bir zamanlar bu yokuş kimleri yorar kimlere iyi gelirdi zahmetsiz
ayakkabılar konuşur bir kere son rötuşlarını yapar lostra
bizim evin önüne çıkan patika ve silikon yastıkta uzar ömür
taze ekmek kokularında kaybolur büyük laflar büyük çatallar
ona söyleyin bunu rüzgarımız yok artık sıkıştık iki semt arasına
bu şaşkınlık ne zaman biter ey spiker ey mimik ustası meddah
ey tehlikeli şarapnel parçaları yaşanacak daha ne kadar sahne var

yumuşak kentler kurduk yumuşak toprak üzerinde bisküvi kokuları
doğduğumuz yerin resmi dernek üye sayısı pencerelerden içeri akan poyraz
ilkbahar yeli ve üst tepenin yeşil deposu kahverengi değil
biri kelimeleri yuvarlıyor sesleri değil
bütün iyiler başka bir akşamı yontup yontup kullanıyor
belki ölü onlar geceleri kalkıp akşamı yaşıyorlar
akşamda ikindiyi dümdüz cümleler kuran ikindiyi
dümdüz bir arsa için neler verilir mesela gayrimenkul hesapları bizi yorar
o akşamlarda ve ikindilerde kıskançlık yorar
o akşamlar ve ikindiler sadece yas tutar müzik eşliğinde
keramet ehlini bekler tesbih diker büyük iğneyle yorgan
elekten geçirilmiş niyetler tanır onları şafak tanır batlamyus tanır
dünya neden yuvarlaktır kızıl gök ve açılan beyaz sayfa tanır

sesler yiter melekler geçer aramızdan sessiz öyküler okurlar
sallanan sandelyede çırpınan ömrün sonunu ağızdaki duayı okurlar
iyiler öksürmez imzalarını atarlar kutsal kitaplara gözleri var
çarşaflara sereserpe dağılan uykuları var dağdan yuvarlanan taşları
ekran cızırtıları eskiyen kablolar vatan için yapılması gerekenler
gece kahveleri sütlü ve şekerli ise vatan için daha ne yapılmalı
büyük zaferleri saklayan uykuları yoklamalı uyanma vakitlerini kollamalı

iyiler kurtaracak biliyorum hem doğuştan iyiler dilek ağaçları bunu bilmez
kullanılmayan evin kapısını kıracaklar gölgeleri görmezler
içimiz dışımız bir şakaklarımızdan akıyor zaman bunu bilmezler
ölülerimiz belki cuma gelir bunu bilmezler zaten bu bilinmezlik sakladı bizi
camlar ortalarından çatladı güneşi aldı verdi babasızlara annesizlere
artık üşüyecek narin ellerin aşk isteği filistin hayfa çöl kum isteği yok
kumsallara bıraktık ölü hücreleri uçlarında kan tomurcukları yok
gazze’de kolu kırılıyor coplarla filistin’in fotoğrafı silemediniz çocuk yüzümüzden
derinlemesine kaldı menderes in sandalyesi ,sırıtkan ve kör
bağımsız ve demokrat bir şekilde kılıktan kılığa dekordan dekora
koca bir coğrafya koca koca adamlar bitmek bilmiyor çok kirlettiniz
lozan ile başlamış milletin tarihi şaşırttı tabi mostar köprüsü de
kelimelerin dil kurumlarıyla ihalesi 3.ahmet çeşmesi metro uğultusu
kol saati iyi kara delik iyi bütün kirli düşleri kendine çekmesi
siz de çekin dolmuş duraklarını işporta tezgahlarını aramızdan
bana filmler anlatın taş gibi dinlerim sizi tozlarım zerre zerre ayrılır
kemiklerimden dünya yanıklarını ayırın bir akış belirleyin kendinize
kimliğim ispirto kokusu kadar keskin ve sahici
ölülerimin üstünde gezecek kadar belli tırnaklarımın kırık halleri
tırnaklarımın sizsiz halleri

Adem Yazıcı, Fayrap 69

İZDİHAM

      İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın