Absürt Tiyatro Yazarı: Eugene Ionesco

Avantajı ve dezavantajları bulunan, kuralları olmayan absürd tiyatro (uyumsuzluk tiyatrosu) akımının önemli isimlerinden biri kabul ediliyor Romen asıllı Fransız Eugene Ionesco.’Cehennnem Günlüğü’ adlı kitabı ile tanıştığım, tarzı ilk okuyan için farklı sayılabilecek bir yazar. Oyunlardan birini izlemek de çok hoş olurdu eminim.

Ionesco bu kitabında zaman zaman oyunlarından, oyun yazma sürecinden ve rüyalarından da bolca bahsediyor olsa da; temel olarak benlik kavramını bir hapis, cehennem gibi algılaması ile bireyin ne yaparsa yapsın kendinden kurtulamayışını ve toplumda her bireyin aslında nasıl ‘toplum dışı’ olduğunu da vurgulaması kitabın genel fikirlerini oluşturmuş. Düşüncelerinde ve hatta rüyalarında kendimle şaşırtıcı derecede ortak noktalar bulduğum yazarın, bunları yine de oldukça farklı açılardan ele alarak farklı noktalarını vurgulayarak açıklaması kitabı biraz yavaş bitirmeme sebep oldu. Bu kalınlıkta (166 sayfa) bir öykü veya roman sanırım iki günde bitebilecekken, ancak on gün içinde tamamlayabildim. Kitap için sanki kendi düşüncelerimi tersten okumaya başlamak gibi bir histi dersem belki anlatabilirim.

Çok fazla laf kalabalığı yapmadan, (bu özelliği tiyatro yazarı olmasından kaynaklanıyor sanırım) tüm bireylerin içinde bulunduğu ama her bireyin maalesef fark etmeden ‘öylece’ yaşayıp gittiği evrensel gerçekleri, duygu sömürüsünü veya dramatik cümleleri kullanmadan aktarmasını samimi buldum. İnsanlığın sorduğu sorular, kat ettiği yollar ve gelişmeler neticesinde ‘esas’ sorunlarımıza ışık tutamamış olmanın ve sorularımıza cevaplar verememiş olmamızın netliğini ortaya tüm çıplaklığıyla çıkmış. Bence bunun temelinde çok aceleci davranmamız ve geleceğe dönük, şu anı geçiştiren bir şekilde yaşamamız yatıyor. Bunların yanında, bildiğimiz ve gördüğümüz gerçeklerin üzerini kendi yalanlarımızla örtebilmemiz ve neticesinde daha az vicdan azabı duymamız insanlık olarak içine düştüğümüz ‘sorunlu’ durumu pekiştiriyor. Gerçekleri görmenin de teoride kalması ve pratik hayata etkilerinin çok fazla, ya da istenilen ölçüde yansıtılamaması ile bir kopuş süreci başlıyor. Bu kopuş sürecinin ilerleyen zamanlarda daha da hızlanarak çoğalacağını ve şu an öngöremediğimiz farklı durumlara da yol açacağını düşünüyorum.

‘Akıl, varlık karmaşasını, yani kaosu bizden gizlemek için yükseltiyor bu duvarları.’ diyerek çok önemli bir noktaya daha dikkatleri çekiyor Ionesco. Akıl, insanın sahip olduğu en önemli şeylerden biriyken aynı zaman da en büyük engel olabiliyor. Eksikliğe ve bu noktadaki boşluğa düşmemek için ise; aklın sağduyu ve vicdan ile birlikte kullanılması gerekiyor.

Kitabın ismi karamsar gibi olsa da, içerik olarak aydınlatıcı ve net. Arka kapak yazılarının yanıltmayan bir özelliği oluyor genelde. Yeni yazarlar okumanın faydası, düşüncelerin yön değiştirmesi veya açı değiştirmesi şeklinde yansıyor bize. Tanıdık yazarları da takip etmeye devam etmek gerekiyor tabi. Okunacak bunca güzel şey olması ne güzel!

“Alışkanlıklar, iyice parlamış bir kaldırım taşını yalarcasına zamanı yontuyor.”

“ne de başkalarının zorbaca insanı saran varlığına alışabildim.”

“Eğer bu dertleşmelerin evrensel ıstıraplar değil de özel yakınmalar olduğunu kabul edebilseydim, her şeye rağmen yine de acılarımı dindirip iyileşme ümidiyle anlatırdım.”

“Bana kalırsa hayat ‘şimdiki zaman’ olmalı.”

“Milyonlarca yıldan beri öylesine çok tekrarlanmış ki sorular, daha ortalıkta cevap adına bile en ufak bir iz yokken, eskiyip anlamlarını yitirmişler, gülünç bir duruma düşmüşler.”

HayatıOkumak

İZDİHAM

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın