Abdullah Barış Küçükbabuccu, Kedinin Onuncu Canı

Dünyaya gelmeyi hiç beklemezken.

 

Kedisin sen kedi kal, al dedi yumakları!” – Ramazan K. 

“ Beyler, sakin.” – Ilık.

Başlatmayın kediden, 28 Şubatın hesabını soracağız!” – ÖzEzginin Günlüğü

1.Acemilik zor. Dünyayı anlamam, algılamam baya vakit aldı. Köylük yerdeydim, hemen herkes yaşlıydı, hepsi meymenetsiz ve huysuzdu. Kimse sevabına bir lokma vermiyor, ister istemez, hayatta kalmak için çalıyordum. Bir gün Mehmet denilen bir adamın evine sessizce sızdım ve mutfaktaki tepsi yoğurda yumuldum. Artık ne kadar açsam ve yoğurt ne kadar ne kadar güzelse kendimden geçmiştim ki; Mehmet denilen adam ensemden yakaladı. Canımın yanacağını seziyordum ama adam abarttı. Beni kafamı ağaca sürte sürte öldürdü. Acemilik zor. Çok ders çıkarttım, ilk elin günahı olmaz.

2.Aşırı sessiz bir insan olan ve yalnız yaşayan Can beni evine aldığında hayatımın geri kalanının garfieldvari geçeceğini için sevinmiştim. Birazı da öyle geçmedi değil, ta ki Can kız arkadaş yapana kadar. Kız beni hiç sevmedi, bunu hiç gizlemedi de. Bir de tüyüme alerjisi vardı.

Can bir gün beni arabaya bindirdi ve uzak bir yerde arabadan indirip, gitti; unuttu sandım ve eve döndüm. Bu sefer daha uzak bir yere bıraktı, beni deniyor sandım ve geri döndüm. Şehir dışına bıraktığında durumu anladım, benden kurtulmak istiyordu, inat ettim geri döndüm. İş artık inadı da aşmıştı. Başka şehre bıraktı, yine döndüm; taşındı, evini buldum. En son döndüğüm bana pis pis baktı; sonra tabancasını çıkarttı ve bom!

3. Doğdum, yumuk gözlerle dünyaya baktım, soğuktu yanımda iki kardeşim daha vardı. Sonra annem diğer ikisini emzirdi beni emzirmedi, sonra da beni öldürdü. Muhtemelen yemiştir de beni. Buradan kendisini kınıyorum.

4. Ben kokoreç çok severim. Bu canımda Atatürk Orman Çiftliğinin orada takıldım. Kimseye eyvallahım olmadı. O kadar çok müşteri vardı ki; biri muhakkak büyük bir günahlarının bedelini bana yiyecek vererek ödeyebileceğini düşünüyordu. Zamanla bazı çıkarımlar da yaptım, hayatım daha da kolaylaştı. Şişmanlardan medet ummamak ya da güzel kızlar ve çocuklarına vicdan aşılamaya çalışan annelerin doğru hedefler olduğu gibi. Tabi çok sağlıksız beslendim, sonuç kalp krizi.

5. Şartlar kötüydü, en zor canlarımdan biriydi. Sokaklarda kaldım, üşüdüm; her şey bomboktu. Çöplerden yemek topladım ki bu diğer kediler için açık büfe gibi olabilir ama kaldığım çevre o kadar fakirdi ki insanlar çok az çöp çıkartıyorlardı. Derken bir köpek musallat oldu bana, kovalamaya başladı. Daha önceki dört canımdan çıkarttığım ders, hiçbir köpeğin kedi yakalayamadığıydı. Ondan sanırım biraz rehavete kapıldım. Köpek beni yakaladı ve öldürdü.

6.Yaşlı dul Nuran Hanım. Zaten bir canımın böyle geçeceğini sezmiştim, içgüdü tabi, sözde tüm kedilerde olan.

Kocası tarafından sayısız kez aldatılmış sonunda cesaretini toplayıp boşanabilmiş yaşlı dul Nuran Hanım; yalnızlığına çare olarak kedileri görmüştü. Yalnızlığı o kadar büyüktü ki; mübarek evde en az otuz kedi yaşardık. Ortam o kadar çok kedi kokardı ki ben bile rahatsız olurdum. Onun dışında hayat süperdi; sınırsız yemek, dişi kediler, yeni dişi kediler. Sonra öldüm.

7. Bu rakamın şansına inandığım için altıncı canımın sonuna o kadar da üzülmemiştim, içgüdü tabi. Yazlık bir mekânda, güler yüzlü ve hayvan sever insanların arasına düşünce içgüdülerimin doğru çıktığına sevindim. Kafam eski canlarıma göre daha küçüktü ve bu can sıkıcıydı ama işin güzel kısmı burada kışlar ılık geçiyordu.

Öylemesine takıldığım, amaçsızca dolandığım bir öğlen üstü bir terslik sezdim; titreşimler falan. Hava karardı, iyice huysuzlanmaya başladım ve gece yarısı bir uzay gemisi tarafından kaçırıldım. Yeşil, çirkin çirkin yaratıklar her yerimi kesip inceledi; işkenceler etti, konuşturmaya çalıştılar ama tek kelime etmedim. Yedinin şansı.

8.Adını bilmediğim bir ülkede doğdum. Bir bavulla Türkiye’ye geldim, bir karton kutuyla pet shop götürüldüm, cam bir kafeste üç gün geçirdim. Sonra vitrinin önünde ağlayan bir kızın babası beni aldı. Evde anne yoktu, kız sadece hafta sonları geliyordu. Adam bana hiç iyi bakmadı, kız da benden kısa süre sonra sıkıldı. Sonra beni yaşlı bir teyzeye verdiler.

Yaşlı teyze başka bir kıza verdi, o kız beni uzaktan bir akrabasına verdi, o bir arkadaşına verdi, o başka bir arkadaşına verdi, o başka arkadaşı teyzesine verdi, teyzesi komşusuna verdi, o komşusu başka bir komşusuna verdi… Ve ben bir ara öldüm.

9.Bu son canımdı, farkındaydım. Ayasofya Camii’nin orada takılan kediler var ya. Biri bendim. Avludan dışarı çıkmadım, başım secdeden kalkmadı. Oruç bile tuttum.

10. Hayda! Bu kez dünyaya gelmeyi hiç beklemiyordum. Dokuzuncu canımdaki üstün performansımın karşılığı olarak yerimin cennet olduğuna emin gibiydim. Bildiğim her şey karıştı, çok derin bir depresyona girdim. Kedi, intihar eder mi? Ben ettim, falezlerden aşağıya atladım.

 

A. B. Küçükbabuccu

İzdiham

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: