A. Ömer Türkeş, Rüyalar Paramparça

Damon Galgut, Güney Afrika’ya bakıyor ve soruyor: İnsanlar rahatsız edici gerçekleri göz ardı ederek yaşamayı daha ne kadar sürdürebilecek?

Damon Galgut İyi Doktor’da Güney Afrika’nın ıssız bir taşra kasabasında, neredeyse terk edilmiş bir hastanede sıkışıp kalmış, beklentilerini yitirmiş bir doktorun hastaneye genç ve idealist bir meslektaşının gelmesiyle değişen hayatını anlatıyor. İdealizm ve pragmatizm, masumiyet ve ihanet arasındaki çatışmayı, Güney Afrika’nın apartheid  (ayrılık) sonrası sakinliğinin arkasındaki huzursuzluğu ve gerilimi açığa çıkaran, çoklu okumalara açık alegorik bir roman.

Roman kahramanı ve anlatıcısı Frank Eloff, otuzlu yaşlarını süren bir adam. Yaklaşık yedi yıl önce, evliliği yıkılmış, işinde başarısızlığa uğramış, hayatındaki her şeyi değiştirmek ister bir halde gelmiştir bu taşra kasabasına. Başhekimliği Dr. Ngema’dan devralacak ve hayatını bir düzene sokacaktır. Ne var ki siyasi kararların sağlık politikalarına yaptığı etkiler nedeniyle Dr. Ngema’nın ayrılışı gerçekleşmemiş, Frank hastanede hekim olarak çalışmakla yetinmiştir. Niyeti bir-iki yıl kalıp ayrılmaktır. Aradan altı-yedi yıl geçmesine rağmen ayrılamaz. Sanki kasabanın ölü toprağının altında kalmıştır Frank. Kasabanın konumu ve atmosferi bir roman kahramanı kadar önemli.

Toplam yedi kişiden müteşekkil hastanede günler birbirini tekrarlayarak sürüp giderken, bir gün okulu henüz bitirmiş, mecburi hizmet yeri olarak burayı özellikle seçmiş genç bir doktor katılır aralarına, Laurence Waters;  neredeyse hâlâ çocuk yaşta, hafif esmer, mülayim bir delikanlı… İdealist bir genç olan Laurence Waters hastaneyi ve kasabayı gördüğünde şaşırır. Frank’e göre o şaşkınlık bir iki hafta içinde başka bir şeye -tıpkı kendisinde olduğu gibi- hayal kırıklığına ya da kızgınlığa, öfkeye, en sonunda da teslimiyete dönüşecek, birkaç ay içinde Laurence da diğerleri gibi buradaki cezasını çekiyor olacak ya da kaçma planları yapmaya başlayacaktır. Ne var ki genç doktor kolay kolay teslim olacak biri değildir. Sürekli planlar yapar, hastane yönetimini zorlayan önerilerde, önerilerini hayata geçirmek için girişimlerde bulunur.
Öte yandan ortaya çıkan yeni misafirlerle kasaba sakinliğini de yitirmiştir…

Frank’in askerliği sırasında bir siyaha işkence ederken gördüğü komutanı, şimdi siyah askerleriyle birlikte kasabadadır. Bölgenin kötü şöhretli eski diktatörü de bir hayalet gibi geceleri ortalarda dolaşmaktadır. Kasabada hırsızlık ve silahlı gasp olayları meydana gelmiş, huzursuzluk başlamıştır.

Kasabadan kısa bir süreliğine ayrılan Frank, geri döndüğünde Laurence’ın hastaneyi halka götürmek planının kabul edildiğini ve hastanede ani bir değişim yaşandığına hayretle tanık olur. Üstelik gecelik ilişkiler yaşadığı kadın da ortalarda yoktur. Bu küçük değişimler Frank’te büyük bir değişim duygusu yaratacaktır. Çünkü Frank’e göre “geçmiş ve gelecek tehlikeli ülkelerdir”. Son yedi yıldır aralarındaki sınırda, sahipsiz topraklarda yaşayan Frank, şimdi yeniden taşındığın hissine ve korkuya kapılmıştır.

Korkularında haklı çıkacaktır Frank. Çünkü o naif, enerjik ve yardımsever, “İyi Doktor” Laurence kendi planlarının başarıya ulaşması dışında hiçbir şey düşünmez olmuş, vicdanının sesine sağırlaşmıştır. Hastanede yatan bir suçlunun kaçırılmasıyla olaylar trajik bir hal alacaktır…

Ulusal alegori
Romanın sonuna geldiğinizde, ana fikrin Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanının kahramanının ağzından sarf ettiği, “En iyisi hiçbir şey yapmamak! Her şeyden iyisi, bir köşeye çekilip seyirci kalmak” sözleriyle özetlenebileceğini düşünebilirsiniz. Mekân Güney Afrika olduğunda, bir yazar Güney Afrika’nın siyasetinden, toplumundan, yaşam tarzından söz ettiğinde, anafikir birkaç cümle ile özetlenemiyor. Çünkü -Edward Said’in Kültür ve Emperyalizm kitabında söylediği gibi- “Afrika’yı tasavvur etmek demek, sonraki direniş, sömürgecilikten çıkış, vb. ile kaçınılmaz bir biçimde bağlantılı olmak üzere Afrika üstüne verilen savaşa katılmak demektir.”

Damon Galgut İyi Doktor romanıyla bu savaşta bir cephe açmış. Güney Afrika’ya bakıyor; politika hakkında, umut hakkında, geçmiş ve gelecek hakkında sorular soruyor. Asıl sorduğu insanların bu rahatsız edici gerçekleri göz ardı ederek yaşamayı daha ne kadar sürdürebileceği… Ve bu sorular ikiyüzlü politikaları, sloganlaşmış inançları, Güney Afrika’ya dair pespembe rüyaları paramparça ediyor.

Bu anlamda hikâyedeki olayların, şahısların ve mekânın (kasabanın) kendilerinin yanı sıra daha derin ve kapsamlı meselelerin, sınıf ve katmanların temsileri olduklarını söyleyebiliriz. Mesela Frank Ellof’un öfkeli melankolisi ile Güney Afrikalı muhaliflerin hissiyatı arasında bir bağ kurmak hiç zor değil. Frank Eloff pragmatizmi ve Laurence Waters’ın idealizmi arasındaki çatışma apartheid sonrası Güney Afrikası’nın bilincidir.

Söz konusu alegorinin bir başka yorumu erkeklik temsilleri üzerinden yapılabilir. Öncelikle söylemek gerekir ki; Frank karakteri beyaz erkekliğin arzu ve umutsuzluğu bu da temsili ediyor. Az önce pragmatizm ve idealizm çatışmasına değinmiştim. Buna erkek kahramanların cinsellikle ilişkilerindeki farklılığı da ekleyelim. Frank’in maço karakteri ile Laurence’ın naifliği bir tezat yaratmakla kalmıyor beyaz ırkın erkek kimliğini de  sorguluyor. Burada bir kimlik yarılmasına vurgu yapılabilir; atışan dünya görüşleri ve tezat yaratan cinsel kimlikler aslında tek bir kimliğin -zaman zaman yer değiştiren- parçaları.

Damon Galgut ve romanlarının -2003 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi- J.M. Coetzee ile karşılaştırılması boşuna değil. Gerek Sahtekâr’da gerek İyi Doktor’da boşluğa düşüp Afrika’nın tozlu kasabalarında bir gelecek arayan beyaz adam figürleri -tıpkı Coetzee’nin romanlarındaki gibi- apartheid sonrası Güney Afrika’nın değişimine kinik bir bakış, pastoral ideallerin romantik itkilerine yönelik sarsıcı bir eleştiri.

Coetzee ile bağlantısı açık, Afrika üzerine yazan başka yazarların etkisinden de söz edilebilir ama İyi Doktor’u okuduğumda Dino Buzzatti’nin Tatar Çölü geldi benim aklıma. Kuşkusuz romanın Afrika ile hiçbir ilişkisi yok. Buna karşılık Afrika’nın ıssız bir kasabasına büyük umutlarla gelip hayatlarını burada tüketen insanlarla Dino Buzzatti’nin kahramanı arasında güçlü bir bağ var. Her iki roman da dünyaya atılmış insanın dramını yansıtıyor.

Barındırdığı alegorilere, Güney Afrika eleştirisine, kinizmine ve eleştirisine değindim. Ancak ne klişelere düşmüş ne de kasvete Galgut. Temaları ve alegorisini bir kenara bırakalım; iki doktorun birbirine zıt karakterlerinin yarattığı psikolojik gerilimi, kriminal atmosferi, mekân tasvirlerinin güzelliği ve kasabanın melankolik ruhunu yansıtma becerisiyle İyi Doktor, zevkle ve heyecanla okunan bir roman.

A.Ömer Türkeş
İZDİHAM

İYİ DOKTOR
Damon Galgut
Çeviren:  Kıvanç Güney
Yapı Kredi Yayınları
2014, 256 sayfa, 18 TL.

Kaynak: RadikalKitap

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: