A. Adnan Azar, Bir Aklın Kalkışma Temrinleri

Gitmenin Uğultusu
1. Kadın kitabı ayraçsız kapatıp sehpanın üstüne koyar. Boş fincanları mutfağa götürür, pencereleri, perdeleri açar. Soğuk içeriye girer; soğuk dip odalara sızar.
2. Kadın yağmurluğunu giyerken dönüp yeniden bakar; sadece bu nedenle bile sevebilir; çünkü gitmek onun olmuştur; yüzündeki bağımsızlık bulutu uyanmaktadır. Ev bunu hissetmiş olabilir.
3. Bir salonu var büyük. Üç odası; büyük, küçük, çok küçük. Mutfak kapısı yukardan bahçeye açılır gibi durur; ama demir basamaklarla inilen sadece demir bir boşluktur. Uzun koridorun duvarlarına resimler ve fotoğraflar asılmıştır. Bu koridor sekiz yıl boyunca adımlanmıştır. Çok sevilmiş bir koridordur ve yorgundur bu yüzden. Salonda, şöminenin üstünde, yukarıda bir ‘şey’ var; genç bir babanın ‘yanlışlıkla’ avladığı, biriktirip sonra bırakmaya meraklı bir dedenin ‘kısmen’ ölümsüzleştirdiği bir dağkeçisinin, elips bir ahşap üzerine sabitlenmiş toynakları ve boynuzundan oluşan bir ‘aksesuar’. Yabancılaştırıcıdır. Ama salon yine de iyidir; müzik, kitap, resim, fotoğraf ve birçok küçük nesne, koltuklar, bir yazı masası, anneanne Vera’dan kalma bir gaz lambası, binlerce tuhaf kelime. Durmak için ‘müsait’ ve asla dinlememek için; ne müziği, ne sözü. Koltuklarda sanki oturulmamıştır; gaz lambası altmış beş yıldır kullanılmamıştır. Pencerelerinden gökyüzü değil, bakımsız bir bahçe, klima birkaç ağaç, kullanışlı bir çam, söz vermeyen bir köpek görünür. Köpek nadiren hareket eder; gerçektir ama; köpektir, sahiplenmediği bir adı bile vardır, bahçenin rengindedir. Bütün bunlar sadece görünmek için oradadırlar. Gökyüzünü zaten göremeyeceğinizden, onlara günün her saatinde, her mevsimde bakılabilir. Bir uyarı ama: Köpeğe pencereden yemek vermeye kalkışılırsa, gerçek altüst olur, siz de dağılmış gerçeklik duygunuzla baş başa kalırsınız ve kimse duymaz içinizi. En iyisi, sırtınız’ pencereye verip kitaplığa bakmaktır. Kitaplığın ortasındaki özel olarak tasarlanmış ve aydınlatılmış alanda, çerçevelenerek yan yana, alt alta asılmış fotoğraflar, mektuplar, belgeler arasında kısa, ürpertici yolculuklar yapılabilir. Bu belgelerin en eskisi değilse de en ilginçlerinden biri Yavuzer’e ait bir ‘serbest giriş kartı’dır, bu evin sahibine 1989 yılı baharında İstanbul Talimhane’de bir yazıhanede yağmurlu bir akşamüstü hediye edilmiştir. Bir dönemin seçilmiş eğlence mekânı olan Taksim Sanat Evi’ne girebilme ayrıcalığını sağlamak için üretilmiş bu kart aslında hiç kullanılmadan, bir çerçevenin içinde duvara, Federico’yu anlatmaya çalışan, sonradan Yunancaya tercüme edilmiş bir şiirin altına asılmıştır. Şiir okunmamak için oradadır.
4. Bu ev içinde yaşamak için değildir; durmak ama gitmek için elverişlidir.
5. Gidilir. Sadece gidilirken bakılır. Sadece bir yağmurluk yağmur altında kalacaktır. 
6. Evin içine yağmur yağar. Bahçenin rengindeki köpek pencereden içeriye, meseleye bakmaktadır.
7. Yazmak denk durmamaktadır.
8. Uğultu hayatın içindeki yerini alır.
A. Adnan Azar
İZDİHAM
Kaynak: Notos 2011
İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: